Archive for Haziran, 2009

70′lerden bir Rock grubu “Shocking Blue”

Yorum yap

Hani bazen “bana ne yaa” edasıyla başımızdan yukarı el silker, sorunları, sıkıntıları elimizin tersiyle iteriz ya! İşte alın size böyle zamanlarımda dinlediğim Shocking Blue’den favori parçam “never mary a railroad man”. (Soldaki) :)

Shockin Blue 1967′de Hollandada kurulmuş bir rock grubudur. Solistleri Mariska Veres grubun 1974 de dağılmasıyla jazz müziğine yönelmiştir. Grup en çok “venus” parçalarıyla tanınır. “Venüs” parçalarının videosu sağdaki. Haa ayrıca grubun adını Eric Clapton’un “electric blue” parçasından esinlenerek aldığı söylense de bence uydurma :)

Muhsên Nemco / Mohsen Namjoo / Muhsin Namcu

Yorum yap

İran Halk müziği, İran Rock, Blues, Jazz türlerinde müzikler yapan 1976 doğumlu İran’ının kuzey kısmında kalan küçük bir kentte (Torbetê Cem) şehrinde doğan Mohsên Nemco (Mohsen Namjoo), Güney Horosan Kürtlerindendir. İran’ın yeni kuşak müzisyen, şair ve sêtar ustalarından olan Nemco, 12 yaşında müzik eğitimine başladı. 18 yaşına kadar ünlü İranlı vokalist Nasrullah Nasîhpur’dan aldığı derslerle sürdürdüğü eğitimine 1994 yılında Tahran Üniversitesi’nin tiyatro ve müzik bölümlerine kaydolarak devam etti. Burada Ali Rıza Maşayexî ve Azîn Muvahîd gibi hocaların öğrencisi oldu. Üniversitedeyken Kürt üstad Hecî Qurbanê Sûleymanî ile tanıştı ve halk müziğini farklı formlarda okumaya başladı. Mazendaranlı Kürt müzisyen Sima Bina ile bazı derlemelerde bulundu. 1996’dan itibaren Blues ve Rock müzik tarzlarına benzer bir tarz yarattı. 2003 yılında Tahran’da kendi şarkılarını kayıt altına almaya başladı. İlk albümü Toranj 2007 yılının eylül ayında çıktı ve müzik çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. (Şimdiye kadar 5 albüm çıkardı) Kürt şair Baba Tahir, Hafız, Mewlana ve Attar’ın şiirlerine yaptığı bestelerle oluşturduğu bu albüm Nemco’nun sesi ve kompozisyonlarının farklılığıyla dikkatleri çekmeyi başardı. Halen Hollanda, ABD ve İran’da yaşamını sürdüren Nemco, birçok film için müzik yaptı. Kürtçe dışında Farsça, Arapça, Urduca, Talişça, Gilanca ve Peştunca şarkılar da söyleyen Nemco, günümüz İran edebiyatında güçlü bir şair olarak da tanınmakta. Müzisyenin albüm çalışmaları şunlardır: Toranj, Damavand, Jabr e Geographia, Sonati ha ve Gis.

İran’ın Bob Dylan’ı olarak tanıtılan Mohsen Namjo’dan iki klip

Şuradan ise bazı parçalarını indirebilirsiniz.

Yeni sömürgecilik, yeni paganizm ve Türk medyası

2 Yorumlar

Giriş: Yeni Sömürgecilik:

Medyatik Totaliterlik
Klasik sömürgecilik, doğrudan, fiili olarak gerçekleştirilen işgalin adıydı: Sömürgeci Batı/ Avrupa ülkelerinin başka kıtalardaki ülkeleri zor kullanarak işgal etmeleri, o ülkelerde hakim olan kültürel yapıları ve dokuları altüst ederek yok etmeleriydi. Batılılar, yaptıkları bu işgal ve sömürü işine, sözümona ‘gerikalmış’ Batı-dışı ülkeleri ve toplumları ‘uygarlaştırma süreci’ adını vermişlerdi.

Sonuç, Batı dışındaki kültürlerin ve medeniyetlerin yok edilmesi oldu: Batılılar, böylelikle, farklı kültürlerin ve medeniyetlerin kendi dinamikleri ve anlam haritaları doğrultusunda varolmalarına, gelişip serpilmelerine, türlü açılım ve atılımlar gerçekleştirmelerine hem izin vermeyeceklerini, hem de imkan tanımayacaklarını göstermiş oldular

Burada yakıcı soru şu: İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi gibi temel kavramlar ve bu kavramlar çerçevesinde geliştirilen kurumlar, bizzat Batılılar tarafından icat edilmemiş miydi? Elbette. Peki, öyleyse, bu kavramları geliştiren bir kültür, nasıl olur da, diğer kültürlere, diğer kültürlere mensup toplumlara kendileri olarak, kendi dinamiklerini ve imkanlarını hayata geçirerek varolma hakkını bile çok görebiliyordu?

Burada bir çelişki yok mu? Bence yok. Bizim asıl yanılgımız burada bir çelişkinin olduğunu zannetmemiz zaten. O halde, mesele, ne öyleyse? Mesele şu: Batılılar, antik Yunan’dan bu yana, kendilerinden farklı olana asla hayat ve varolma hakkı tanımamışlardır. Farklılıklarla birlikte yaşama ve farklı olanı da farklılıklarıyla birlikte yaşatabilme tecrübesi üretememişlerdir.

Neden? Nedeni şu bunun: Pagan ve dolayısıyla seküler Batılılar, Marcuse`ün de altını kalın harflerle çizdiği gibi, tek boyutlu bir insan, tek boyutlu bir toplum, hepsinden de önemlisi tek boyutlu bir dünya tasavvuru geliştirmişler; bu tek boyutluluğa ve tek tipliğe uymayan, farklı olan, aykırı kaçan her şeye, herkese ve her tür dünya algısına ve tasavvuruna korkuyla, ürküntüyle, dışlayıcı, ötekileştirici ve dolayısıyla ya derhal asimile edilmesi (eritilmesi, kendi özelliklerini terk ederek her şeyiyle Batılı gibi olması ve hareket etmesi); ya da eğer asimile olmaya direnirse, elimine (yok) edilmesi gereken ‘çocuksu’ bir psikolojiyle bakmışlardır.

Klasik sömürgecilik tecrübesi, Rönesans ve Reformasyon’dan sonra zuhur eden, büyük ölçüde yalnızca Avrupalılara ait bir tecrübeydi; modern paradigmanın ürettiği, seküler / modern Avrupa’yı / Batı’yı özneleştirerek her şeyin merkezine yerleştiren, diğerlerini ise nesneleştirerek bu merkezden ve bu merkeze göre gören, konumlayan, yönlendiren bir pratikti.

Ayrıca, pagan ve seküler kültür, genelde ırk-merkezli, özelde ise de ben-merkezli olduğu için, klasik sömürgecilik, Avrupa’da yeteri kadar ekonomik, siyasi ve askeri güce ulaşan Avrupalı prensler ve devletler arasında kaçınılmaz olarak ırk-ulus eksenli hakimiyet mücadele ve savaşlarının yaşanmasına yol açmış; bu yüzden, bugüne kadar o küçücük Avrupa kıtasının birleşmesini sağlayabilecek bir ruh, bir dinamizm, kuşatıcı ve kucaklayıcı, farklılıkları farklılıklarıyla kabul eden, farklılıklarla birlikte yaşayan, farklılıkları farklılıklarıyla yaşatabilen ortak bir irade ve tecrübe üretememiştir.

Artık klasik / açık sömürgecilik çağı kısmen de olsa geride kaldı. İkinci Sanayi devrimiyle icat edilen elektronik kitle iletişim araçları, adına yeni-sömürgecilik dediğimiz, diğer toplumları ve kültürleri doğrudan değil dolaylı yollarla, yöntemlerle ve söylemlerle kontrol ve kolonize eden bir pratik var karşımızda. Dünyayı McLuhan’ın dediği gibi ‘global bir köy’e dönüştüren bir pratik bu.

Dolayısıyla gerçeğin değil, kurmacanın hakim olduğu, medya yoluyla üretilen kurmaca gerçekliklerin gerçek katına yükseldiği ve fiili, yaşanan, fiziksel gerçekliği -Paul Virilio’nun imajinatif tarifiyle- ‘gerçekliği kazaya uğrattığı’ veya Baudrillard’ın deyişiyle ‘gerçekliği buharlaştırdığı’, medya üzerinden üretilen ve sürdürülen yeni bir sömürgecilik biçimi var: Kim medyaya hakimse, dünyaya hakim oluyor artık.

Medyaya hakim olanlar, elbette ki güce, güç üreten ekonomik, siyasi ve askeri güce sahip olan bir avuç elitler. Artık çıkarları, duyarlıkları ve çıkar ağları, küresel ölçekte örtüşen bu bir avuç elit, dünyaya istediği gibi nizam/at verebiliyor. Anlam ve sembol trafiği, hayatta üretilmiyor; önce medyada üretiliyor, dolaşıma sokuluyor; sonra da küre ölçeğinde kitleler tarafından hayatlaştırılıyor ve tüketiliyor.

Medyatik alan, artık kamusal alanı da, özel alanı da işlevsizleştirdi ve ‘yok etti’. Kamusal alan’da olup bitenlerin de, özel alanda olup bitenlerin de, bir anlam ifade edebilmesi ve hükmünü icra edebilmesi için, medyatik alana taşınması, taşınabilmesi, medyatik kapıları tutanlar tarafından medyatik alana taşınıp taşınmayacağına karar verebilmesiyle mümkün. Bu olguyu ve bu yeni durumu, medyatik totaliterlik diye tanımlamak mümkün. Medyatik totaliterlik, demokrasiyi de, insan haklarını da, hukukun üstünlüğü gibi kavramları ve kurumları da bitirmiştir.

Artık demokrasi değil, genelde medyokrasi’den, özelde ise teleokrasi’den sözedebiliriz. Demokrasinin şekli olarak olmazsa olmaz en temel ilkesi ‘halk iradesi’ olgusu, karikatürize edilmiş; böylelikle, medyaya hakim olan güçler, istedikleri siyasi gücü iktidara taşıyabilecek manevraları medya üzerinden ve medya sayesinde yapabilecek bir güce kavuşmuşlardır. İşte yeni sömürgeciliğin adı ve aracı/sı, bu medyatik sömürgecilik fenomenidir.

Peki, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar ve kurumların asıl amacı ne? Farklı olana, bütün farklılıklarını koruyarak varolma ve varlığını sürdürme hakkı tanımak mı? Görünüşe bakılırsa evet; ama gerçekte ise hayır. Hayır, diyorum; çünkü teorik olarak tek boyutlu (seküler) bir dünya tasavvurunun küre ölçeğinde hakim olduğu bir zaman diliminde böyle bir şeyin gerçekleşmesi, sanıldığının aksine pek mümkün değil; pratik olaraksa böylesi bir şey gerçekleştirilebilmiş değil.

Şimdi, birileri, kalkıp bana, “Avrupa’da, Amerika’da demokrasi yok mu? İnsan hakları yok mu? Hukukun üstünlüğü hakim değil mi?” gibi sorular soracaklar. Tabii ki yok. Demokrasi değil, medyatik sömürgeciliğin yegane aracı olan medyatik totaliterlik var.

Medyatik Oryantalizm
Bize bir ‘masal’ anlatıyorlar.  Diyorlar ki: “Batı’da demokrasi, liberalizm, rasyonalizm, hukukun üstünlüğü gibi kavram ve kurumlar geliştirildi. Müslümanlık, hem bu tür kavram ve kurumların geliştirilmesine imkan tanıyabilecek dinamizmden yoksun; hem de üstüne üstlük bunu engelleyecek bir yapıya sahip. O yüzden müslüman toplumlarda baskıcı, totaliter yönetimler hakim. Müslüman toplumların baskıcı, totaliter yönetimlerden kurtulabilmeleri, Batı’da geliştirilen sözkonusu kavramları, kurumları ve yöntemleri benimsemelerine bağlı. Kaldı ki dünya zaten bu yöne doğru gidiyor. Öte yandan, İslam dünyasındaki İslami söylemleri dillendiren ve temsil eden oluşumlar, şiddete, fanatizme kaymaktan başka bir şey yapamıyor ve öneremiyorlar.” Vesaire, vesaire… Bu ‘masal’ böylece devam edip gidiyor.

İslam dünyasına, müslümanlığa ve İslami söylemlere ilişkin olarak geliştirilen ve Devamı »

Inti Illimani ve Agire Jiyan Konseri

Yorum yap

Agire Jiyan Grubuinti illimani grubu Tarih : 03 Temmuz 2009 Cuma
Zaman: 20:00 - 23:55
Yer :Harbiye Açık Hava Tiyatrosu

3 Temmuz cuma günü Harbiye Açık hava Tiyatrosunda yapılacak konsere Şili’den İnti İllimani ve Agire Jiyan katılıyor.

Biletleri 22 haziran pazartesi gününden itibaren biletixten, diğer satış noktalarından ve standlardan temin edebilirsiniz.

Inti Illimani ve Agire Jiyan hakkında:

İNTİ İLLİMANİŞilili sosyalist bir müzik grubudur. Bana göre Şili’nin Grup Yorumudur.Grubun adı Aymara dilinden gelir: “Inti”, aynı zamanda ataları saydıkları yaratıcı tanrı Viracocha’nın oğlu İnka Güneş Tanrısı ve Güneş, “Illimani” de bir kuş olan kondor ve La Paz, Bolivya dolaylarında Illimani Dağı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla kelimelerin birleşmesi “Illimani Dağı’nın güneşi” veya “Güneşin kondorları” demektir.

1967 yılının Mayıs ayında eski Santiago Teknik Üniversitesi’nde okuyan gençlerce kuruldu. 1973 yılında Şili diktatörü Pinochet’nin Salvador Allende’ye yönelik darbesi sırasında Avrupa’da konser vermekteydiler. Bu darbenin başarıya ulaşması sonucu 14 yıl boyunca ülkelerine geri dönemediler. Bu yıllar boyunca gruba İtalya evsahipliği yaptı. 1988`de yasakları kalktıktan kısa süre sonra Şili’yi turlayarak konser vermeye başladılar. Şili kültürünün temsilcileri olarak görülürler. Grup ilk dönemlerde geleneksel müziklerin yanısıra, Violeta Parra ve Victor Jara gibi bestecilerin eserlerini de seslendirmiştir. Daha sonraları kendi bestelerini yaparken Pablo Neruda ve Rafael Alberti gibi şairlerden yararlanmışlardır.

AGİRE JİYAN–Agira Jiyan, grubu 1992 de Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde kuruldu, grup baskılara ve yasaklara rağmen Kürt kültürünü ve müziğini yaşatmaya, kitlelere ulaştırmaya çalıştı, grup politik müzik yapmanın ve Kürt dilinde müzik yapmanın bedelinin ağır olduğu yıllarda taviz vermeden yoluna devam etmeye çalıştı. grubun 1996 ‘Adare’ albü çıktı ve büyük beğeni topladı, grubun 99’da ‘Helin’, 2006’ de ‘De Were’ isimli iki albümü daha bulunuyor.

Farsi kökenli bir pers olan Freddie ve hayatındaki dönüm noktası

Yorum yap

freddie
Britanyalı rock grubu Queen‘in efsanevi solisti Freddie Mercury 5 Eylül 1946′da Zangibar‘da doğmuş, 24 Kasım 1991′de AIDS’ten ölmüştür. Gerçek adı ise Farrokh Bulsara’dır.

Sahnedeki duruşu, şovu, pek çok kişi tarafından hala dünyanın en güçlü vokali olarak anılan sesi, Queen’i sırtlanarak, aydınlatan, Opera ile Rock müziği harmanlayarak yeni bir müzik anlayışı ile dünyayı kasıp kavurması ile tanınan, Queen grubunun kurucusu ve bugünlere gelmesindeki en büyük etkenlerinden biri olarak adlandırılan insan, Freddie Mercury “Bohemian Rhapsody“, “Somebody to Love“, “We Are the Champions” ve “Crazy Little Thing Called Love” gibi pek çok uluslararası hit parçanın yazarıdır. Sahnedeki görünüş ve tavırlarının yanı sıra özel hayatındada farkılılıklar ve o yıllarda sahip olduğu dış görünüş ile de ne kadar komplike bir özgüvene ve cesarete sahip olduğunu tüm dünyaya müziğiyle ve Queen grubu ile hissettirmiştir. Yıllarca Queen grubundaki çalışmaları ile birlikte solo olarakta çalışmıştır. Mercury, ayrıca İlk asyalı Rock Star olarak adlandırılır. 1991 senesinde AIDS’in getirdiği komplikasyonlar sonucu yaşamını yitirmiş ve ölümü, bu hastalık hakkında toplum bilincinin artmasını sağlamıştır.

Farsi kökenli Hindistan’lı bir ailenin (Bomi ve Jer Bulsara) çocuğu olarak, zamanın İngiliz kolonisi olan Zangibar adasında (şimdiki Tanzanya’nın bir parçası) doğmuştur. “Mustapha” ve “Bohemian Rapsody” adlı parçalarının sözlerinden doğup büyüdüğü yerlerin kültüründen etkilendiği anlaşılmaktadır.

“Mustapha” ve “Bohemian Rapsody” adlı parçalarının video klipleri.

Mercury, Bombay’daki (Hindistan) St. Peter yatılı okuluna geri gönderildi. Bu okulda piyano çalmayı öğrendi ve ilk grubu The Hectics’e katıldı. Çocukluğunun büyük kısmını Hindistan’da büyük annesi ve teyzesi ile geçirdi. Zanzibar’a [diğer adı zangibar olup zangi siyahi demektir, bar ise addan ziyade sıfat olup ince uzun geometrik şekli ifade eder, buradaki anlamı ise sahil olup sahil de ince uzun değil midir? ;) ] dönmeden önce St. Mary’s Lisesi’nde eğitimini tamamladı. Zanzibar’daki 1964 katliamı nedeniyle 17 yaşında iken ailesi ile birlikte İngiltere’ye kaçmış ve bu kaçış hayatının dönüm noktası olmuştur.

Freddie’nin kaçarak İngiltere’ye yerleşmesine neden olan 1964′teki Zangibar Katliamı’ndan görüntüler.

İngiltere’ye taşındıktan sonra, Mercury büyük bir Jimi Hendrix, The Beatles ve Led Zeppelin hayranı oldu. Hendrix için: “Jimi Hendrix çok önemlidir. O benim idolümdür. Sahndedeki duruşu ile bir rock yıldızı için tam bir örnek teşkil eder. Onu birisiyle karşılaştırmanıza imkân yoktur. Sihiriniz ya vardır ya da yoktur. Geliştirilecek bir şey değildir bu. Onun yerini kimse dolduramaz.” demiştir. Mercury’nin hayran olduğu bir diğer kişi de, şarkıcı ve oyuncu Liza Minnelli idi. 1975 yılında verdiği bir röportajda Minnelli için: “Liza’nın her tarafından yetenek akıyor. Üstün bir enerjiye ve güce sahip. Kendini dinleyicisine aktarması ise çok etkileyici. Ondan öğrenilecek çok şey var“. şeklinde konuşmuştur. Freddie Mercury’nin ailesi, kendisinin çocukluk yıllarında hep Hint müziği dinlerdi ve freddie’nin ilk etkilendiği kişi de bir Bollywood playback şarkıcısı olan Lata Mangeshkar‘dı.

Mercury, Pers kökenli olduğunu pek çok hayranından gizlemiş ve röportajlarda soykütüğünden nadiren bahsetmiştir. Çoğu kaynakta Freddie Mercury’nin Hint kökeninden geldiği belirtilse de, aslında kendisi İran’a Müslümanlık geldiği zaman Hindistan’a göç eden Zerdüşt’lerin soyundan gelmektedir. Pek çok arkadaşı, Mercury’nin etnik kökeninden utandığını ve uzun yıllar Hintli göçmenlere karşı şiddet ve ırkçı isyan hareketlerine sahne olmuş bir ülkede ırkçı bir tepkiden korktuğunu açıklamışlardır. Öte yandan gruptaki arkadaşı Roger Taylor, Mercury’nin etnik kökenini, sadece rock müzisyeni kimliğine uymadığı için geri plana ittiğini ileri sürmüştür.

Freddie Mercury’nin çocukluğu her ne kadar Hindistan’da geçmiş olsa da Dünyanın ilk Hintli rock yıldızı olduğu tartışmalıdır. Bazılarınca Zangibar’ın en meşhur müzisyeni olarak da tanımlanır.

Parmak İzinden Yüz Profili Çıkarma

1 Yorum

Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden mezun olan ve Yüksek Lisansını Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde tamamlayan Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.Şeref Sağıroğlu başkanlığında yürütülen bir projeyle, Dünyada ilk kez parmak izinden yüz tanımlayan bir sistem geliştiriliyor.
Erciyes Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nden çığır açacak bu olağanüstü proje ile hem insanların yüzleri ile parmak izleri gibi biyometrik özellikleri arasında bir ilişki olduğu kanıtlanacak hem de bu ilişkiden faydalanılarak parmak izinden yüz profili çizilebilecek.

Prof. Dr. Sağıroğlu, yaklaşık 8 yıldır üzerinde çalıştığı ve bugüne kadar 150 parmak izinden yola çıkarak, bu kişilerin yüzlerini tanımlamayı yüzde 3-5 yanılma payı ile başardıklarını söyleyerek projenin ilk aşamasında parmak izinden burun, göz ve kaş tanımı yapılabildiğini, daha sonra dudak ve çehrenin de tanımlandığını, insanların parmak izleriyle yüzleri arasında bağlantı bulunduğu tezini bu şekilde ortaya koyduklarını anlattı.

Proje ile ilgili araştırmaların, testlerin ve deneylerin paylaşıldığı www.fingerprint2face.org adlı sitede siz de kendi testinizi yapabilirsiniz.

Ergenekoncuların 30 Nisan 2009 tarihli Eylem Planı

Yorum yap

Ergenekon’un 2. iddianamesinde yer alan darbecilerin ‘idhar’ (Yedek, yığınak) kadroları deşifre oldu. Albay Dursun Çiçek’in, Genelkurmay Harekat Dairesi için hazırladığı 30 Nisan 2009 tarihli eylem planına göre hedef hükümeti devirmek.

Plana göre ‘yandaş medya’ desteğiyle her türlü kara propaganda yapılacak. Işık Evleri’nde silah ve mühimmat bulunması sağlanarak Gülen cemaati terör örgütü ilan edilecek. Düzmece ses kayıtları ile Ergenekon’un rotası değiştirilecek

HABER MERKEZİ ANKARA

Poyrazköy’de ele geçirilen cephanelikle ilgili yürütülen soruşturma çerçevesinde Ergenekon’un ‘idhar’ (yedek, yığınak) kadrolarının harekete geçtiği ortaya çıktı. Ergenekon’un tutuklu sanığı emekli üsteğmen Serdar Öztürk’te ele geçirilen 4 sayfalık 30 Nisan 2009 tarihli belgeye göre Genelkurmay Harekat Daire Başkanlığı’nın ‘irtica ile mücadele’ adı altında yeni bir eylem planı hazırladığı iddia edildi.

YENİ ANDIÇLAR HAZIR

Deniz Piyade Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek imzalı plana göre yeni andıç belgeleri hazırlanırken, iktidar partisi AK Parti hakkında ‘laik devleti yıkmak istiyor’ propagandası yapılacak. Partinin içindeki ajanları kullanarak bölünmüşlük havası verilecek ve böylece imajının bozulması da sağlanacak.

ERGENEKON SORUŞTURMASI RAHATSIZLIĞI

Planda Ergenekon soruşturmasından duyulan rahatsızlık açık bir şekilde dile getiriliyor. Ergenekon’un 2. iddianamesinde Özel Yetkili Savcı Zekeriya Öz, yakalanan darbecilerin idhar kadrolarının hala aktif olduğunu vurgulamıştı.

İKİNCİ İDDİANAMEYE GİRDİ

Ergenekon soruşturması kapsamında 2003-2004 yılları arasında Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven kodlu dört darbe girişiminde bulunan eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ve çok sayıda şüpheli, sanık olarak yargılanırken ortaya çıkartılan belgelerde ‘Olumsuz bir durum halinde idhar kadrolar harekete geçirilecek’ deniliyordu.

HÜKÜMET AÇIK HEDEF

Dört sayfadan oluşan ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın ‘durum’ başlıklı bölümünde Ergenekon soruşturması eleştiriliyor, tutuklanan askerlerin haksız yere itham edildiği savunuluyor. Taraf gazetesinin haberine göre eyleme geçen kadrolar hükümet aleyhinde porpaganda faaliyetleri yapacak.

IŞIK EVLERİ’NE BASKIN DÜZENLENECEK

Planın ‘Faaliyet’ bölümünde ‘Işık Evleri’nde silah ve mühimmat bulunması sağlanarak Fethullah Gülen cemaati silahlı terör örgütü ilan edilecek. Ermenistan ve Yunanistan ile ilişkiler kullanılarak ‘miliyetçi’ taban genişletilecek, hükümet zor duruma düşürülecek. İşte adım adım kirli planın safhaları: Devamı »