<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>This Is A Blog</title>
	<atom:link href="http://www.thisisablog.biz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.thisisablog.biz</link>
	<description>evet evet bu bir blogdur</description>
	<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 10:30:15 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Medyanın Bize Sunduğu Verilerle 2. Sınıf İnsan Olma Öğretileri</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/medyanin-bize-sundugu-verilerle-2-sinif-insan-olma-ogretileri</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/medyanin-bize-sundugu-verilerle-2-sinif-insan-olma-ogretileri#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 10:30:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Medya eleştirileri]]></category>

		<category><![CDATA[2. sınıf insan olma öğretileri]]></category>

		<category><![CDATA[medya ne yapmaya çalışıyor]]></category>

		<category><![CDATA[medyanın amacı]]></category>

		<category><![CDATA[medyanın bize sundukları]]></category>

		<category><![CDATA[medyanın bize verdikleri]]></category>

		<category><![CDATA[popstar yarışmaları]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'deki medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=276</guid>
		<description><![CDATA[23 Ocak 2004 günü hafif.org&#8216;a girdiğim bir entry&#8217;m uçmuş. Ben de Google&#8217;ın önbelleğinden kopyalayıp sağlama alayım yani buraya taşıyayım dedim :) İyi ki varsın google cache.
Evlerimizin vazgeçilmez eğlence aracı televizyon! Başköşeye koyduğumuz, beğendiğimiz programları ballandıra-ballandıra anlattığımız, misafirlerimizin yerini alan televizyon! Çoğu kez içinde bir şey bulamadığımız, yine de bıkmadan usanmadan takip ettiğimiz televizyonu ben de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>23 Ocak 2004 günü <a href="http://www.hafif.org" target="_blank">hafif.org</a>&#8216;a girdiğim bir entry&#8217;m uçmuş. Ben de <a href="http://209.85.229.132/search?q=cache:http://www.hafif.org/yazi/medyanin-bize-sundugu-verilerle-2-sinif-insan-olma-ogretileri" target="_blank">Google&#8217;ın önbelleğinden</a> kopyalayıp sağlama alayım yani buraya taşıyayım dedim :) İyi ki varsın google cache.</em></p>
<p>Evlerimizin vazgeçilmez eğlence aracı televizyon! Başköşeye koyduğumuz, beğendiğimiz programları ballandıra-ballandıra anlattığımız, misafirlerimizin yerini alan televizyon! Çoğu kez içinde bir şey bulamadığımız, yine de bıkmadan usanmadan takip ettiğimiz televizyonu ben de izlemeye çalışıyorum. O kanal senin bu kanal benim dolaşarak. Sıkıntıdan patlasam da inat ve ısrarla izlemeye devam ediyorum. Belki bir şey bulabilirim diye. Eh zaman-zaman yazılarıma malzeme de olmuyor değil. :) Bir yarışma programına takılıp kalıyorum. Biraz eğlenmek için. Türkiye pop starını arıyor! Olsun benim için fark etmez.</p>
<p>Nedendir bilinmez! Binlerce genç “kerameti kendinden menkul” bir jürinin karşısına geçmiş, dayanılmaz bir istekle, pop star olmak için yarışıyor. Müthiş bir heyecan! Bu arada nota bilip bilmemek, şarkı söyleyip söylememek hiç önemli değil. Önemli olan “yırtmak”. Bunun için yarışmacılar canlarını dişlerine takmış, kendileri de üyelerinin kim olduğunu bilmediği bir jüri karşısına çıkıp boy gösteriyorlar. Jüri üyeleri, her yarışmacıdan sonra muhteşem düşüncelerini ifade etme gereği duyuyor. Dahice fikirlere tanık oluyoruz. Kurulan cümleler şöyle; “sen beş para etmezsin”, “sen bizim aradığımız tip değilsin. Senden pop star olmaz”, “buraya gelirken aynaya bakmadın mı?”, “berbat bir sesin var”… Duyulan sözler karşısında yarışmacıların pek azı tepki veriyor. Pek çoğu susuyor. Veya yalvarıyor. Öyle ya bir kez pop star oldun mu “hanlar hamamlar babada” oluyor. Yarışma ilerledikçe yarışmacılara karşı yapılan eleştirilerin(!?) boyutu artıyor, şekli değişiyor. Artık jüri üyeleri şöyle demeye başlıyor; “şu tipe bak şu tipe, sen sakatsın, çirkinsin, şişmansın”, daha ötesinde “senin kişiliğin sence beş para edermi? Bence etmez”. Yarışmacılardan gelen yanıt şu; “evet abi haklısın”. İnanın insanın bu kadar alçaldığını, alçaltıldığını görmek beni utandırıyor. Bunu medya yapıyor. Milyonlarca insanın önünde. Belki iyidir. Bir çoğumuz onların nasıl insanlar olduğunu anlıyoruz. Ama benim içim acıyor. Gelen gençler, milyonlarca gençten birkaçı. O sınav senin, bu yarışma benim, bu kuyruk onun, gelmişler. Niyetleri para kazanmak, iş yokluğunda!. Bir yerlere “kapağı atmak” Belki bizde kolay yoldan sınıf atlarız düşüncesindeler. Sahnedekilerin bizden ne farkı var sanki! Jüri üyelerinin amacıda aynı: Para kazanmak. Bir farkla. Onlar zaten kolay yoldan bu parayı kazanıyorlar. Niyet “yeni bir yıldız yaratabilir miyiz”.</p>
<p>İnanın bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Görsel ve yazılı basının (medyanın) insanlara karşı olan tavrı. Jüri üyelerine sorulduğunda, yaptıklarının halkın çok hoşuna gittiğini, “reyting” rekorları kırdıklarını söylüyorlar. Öyle ya, halkı, yaptığın tüm programlarla sürekli aşağılayacaksın. Bunu ufak-ufak, yedire-yedire vereceksin. Gün gelecek bombayı patlatacaksın. Halk kendisine yapılan hakaretleri, aşağılamaları normal kabul etsin. Hep halka ikinci sınıf vatandaş olduğunu hatırlatacak programlar yapacaksın. Yarışma programları düzenleyerek, gerçekten ihtiyacı olan insanlara hediyeleri vermek için programın sunucusuna, “showman”ine (ne demekse?! palyaço gibi bir anlamı olmalı) yalvarmasını, adeta ayaklarına kapanmasını sağlayacaksın. Yarışmadan çok, herkesin önünde açık dilenme durumuna getireceksin. İnsanların gururu ile oynayacak, açlıkla, yoksullukla, yoklukla… alay edeceksin. İyiliğin en makbul olanı gizli yapılan diyecek, ama eğlence programları düzenleyeceksin. Milyonlarca kişinin önünde iyilik yapan kişilerin reklamını yapacaksın. Hem de bağıra-bağıra günlerce anlatacaksın.</p>
<p>Yaptığın dizi filmlerle sınıf farkını belirginleştireceksin. Adeta halkın gözünün içine sokacaksın. Olmayan evler, olmayan yaşantılar göstereceksin ki, halk zenginle fakirin ne demek olduğunu daha iyi anlasın. Beş para etmez yaşantılara daha çok özensin. Hem sen böylece halkın gerçek kimliğini, kişiliğini daha da ezeceksin. Sırf fakir olduğu için insanların aşağılandığı diziler yapacaksın. Nasıl sınıf atlanır onu göstereceksin. İnsanlara fakirliğin bir kader olduğunu, bazılarının şansları varsa kurtulabileceklerini öğreteceksin. Hatta haberleri bile sunarken bilinçli olarak, bunları vurgulayacaksın. Ah zavallı nameleriyle, timsah gözyaşları dökerek, fakir zavallı, muhtaç durumda olan insanlarla alay eder gibi haber hazırlayacaksın. Öyle ki bir yerlerde “iyilik sever bir para babası!?” elini uzatırda diyetini öder diye. Maksat “reyting” artsın.</p>
<p>Bu arada yeni, aydınlatıcı, açıklayıcı, bilgilendirici programlar yapmayacaksın. Eğer yaparsan halk uyanır. Sürekli uyutacaksın, sürekli aşağılayacaksın, ezeceksin. İstediğin haberi istediğin gibi vereceksin ki, hem halk haber alsın, hem de senin istediğin şekilde bilgilensin.</p>
<p>Birinci sınıf olmak ne demek? İyi para kazanmak, güzel evlerde, semtlerde oturmak, pahalı ve iyi giyinmek, kaliteli şaraplar içmek, lüks arabalara binmek, çok güzel yemekler yemek, güzel eşlere, güzel çocuklara sahip olmak mı?</p>
<p>Peki ikinci sınıf, üçüncü sınıf olmak ne demek? İkinci sınıf pazardan alış-veriş yapmak, artıklarla geçinmek. Üç öğün yemek yiyememek, modanın anlamını bilmemek, dolmuşa, otobüse binmek, kenar semtlerde, gecekonduda oturmak mı? Nasıl yaşar ikinci sınıf vatandaş? Sinemaya, tiyatroya gidemez. Sürekli televizyon izler. Zevkleri gelişmemiştir. Çok okumamıştır. Çok bilgili değildir. İstediği gibi gezemez, göremez. Milli gelirden çok az pay alır. Toplumun yüzde altmışını temsil etse de.</p>
<p>“Birinci sınıf insan” için fakir, ya hırsız, ya uğursuz, ya meczup, yada acınacak Ayşe, Fatma teyzedir.</p>
<p>Sevgili medyamız yedi gün yirmi dört saat aynı taktikle çalışır. Nedir bunun adı? Elit kesimden ikinci sınıf halka hizmet sunmak. Ama bilmiyorlar ki, kendileri, geri kalmış üçüncü dünya ülkesinin üçüncü sınıf medyası. Bilmiyorlar ki, hala çağ atlayamamış, geri kalmış, karanlık, üçüncü sınıf olduklarını. | 23.01.2004</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/medyanin-bize-sundugu-verilerle-2-sinif-insan-olma-ogretileri/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ATAİST BOK (+18)</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/ataist-bok-18</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/ataist-bok-18#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 09:57:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Din]]></category>

		<category><![CDATA[Siyaset - Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[bok yemek]]></category>

		<category><![CDATA[bu vatanın allahı atatürk ulan]]></category>

		<category><![CDATA[cezaevinde bok yedirme]]></category>

		<category><![CDATA[cezaevinde işkence]]></category>

		<category><![CDATA[diyarbakır cezaevi]]></category>

		<category><![CDATA[diyarbakır cezaevinde bir gün]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalist Darbe sonrası dönem]]></category>

		<category><![CDATA[kemalist işkence menüsü]]></category>

		<category><![CDATA[yee!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[Kemalist Darbe sonrası dönem&#8230;
1982 senesinde, Diyarbakır Cezaevi’nde bir gün…
…
Öğle ezanı okunuyordu.
Komutan adamı çağırdı.
Oysa adam abdest almayı düşündü.
Daha önce bu isteği için dayak yemişti.
Bir keresinde sidikle abdest aldırılmıştı…
Bir pislik çıkmasın diye genellikle teyemmümle namaz kılardı…
Bugün daha bir güzel ibadet istiyordu ve abdest için zemin kolluyordu ama askerler gelmişti&#8230;
Komutan çağırıyordu…
Adam yine korktu&#8230;
Yine mi bir şey vardı yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kemalist Darbe sonrası dönem&#8230;</p>
<p>1982 senesinde, Diyarbakır Cezaevi’nde bir gün…</p>
<p>…</p>
<p>Öğle ezanı okunuyordu.</p>
<p>Komutan adamı çağırdı.</p>
<p>Oysa adam abdest almayı düşündü.</p>
<p>Daha önce bu isteği için dayak yemişti.</p>
<p>Bir keresinde sidikle abdest aldırılmıştı…</p>
<p>Bir pislik çıkmasın diye genellikle teyemmümle namaz kılardı…</p>
<p>Bugün daha bir güzel ibadet istiyordu ve abdest için zemin kolluyordu ama askerler gelmişti&#8230;</p>
<p>Komutan çağırıyordu…</p>
<p>Adam yine korktu&#8230;</p>
<p>Yine mi bir şey vardı yine mi!</p>
<p>Askerlerle koğuştan çıktılar&#8230;</p>
<p>Komutanın önüne getirildi&#8230;</p>
<p>Komutan şöyle bir süzdü adamı ve ilk sözü ‘naber lan si.tiğimin Kürtçüsü” oldu&#8230;</p>
<p>Adam ‘Apocu’ bilinmekteydi…</p>
<p>Ne komik ironidir ki oysa ateist Apo kimdir, bu tam olarak bilinmemekteydi&#8230;</p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nda İslam adına yalvar yakar babalarından yardım dilenen ve alan ama sistemi kurduktan sonra verdiği tüm sözleri ‘unutan’ Ataist diktatörlüğün on senelerdir red ve inkar ettiği kimliğine ve haklarına sahip çıkmak istemekti adamın ‘suçu’!</p>
<p>Adam ne ateist ne ataist, sadece tüm kimliklerinin farkında olan insan oğlu insan, Müslüman bir Kürttü.</p>
<p>Töresinde küfretmek yoktu.</p>
<p>Sevmiyordu ama bu küfür diğerlerine göre çok hafifti…</p>
<p>Adam çekinerek de olsa “eyiyem gomutan ama sövme yine yaw” diyebildi.</p>
<p>Komutan “Kime sordunuz lan Allah’a isyan ederken de sövme diyon lan şerefsiz”  dedi.</p>
<p>Adam “Biz hiç Allah`a isyan etmemişiz gomutan” dedi.</p>
<p>Komutan güldü.</p>
<p>“Malsın oğlum işte malsınız hepiniz bir seferde anlayabilen yok ki hayvanların içinde” dedi…</p>
<p>Adam sustu.</p>
<p>Ve komutan Allah’ı tanıttı:</p>
<p>&#8220;Oooğlum her mekanın Allahı vardır!</p>
<p>Bu vatanın Allahı Atatürk ulan!</p>
<p>Piç sürüsü!</p>
<p>Farkında olmuşsun olmamışsın bana ne a.ına koyduğumun evladı siz Allah’a isyan ettiniz haberiniz yok!</p>
<p>Gelmiyoruz diye yokuz sandınız Kürdistan hayallerine daldınız  ama bak ne oldu sonunuz yavşaklar!” dedi…</p>
<p>Ne köpek havlaması ne saat dakikası ne mahkum sesi, ortamda çıt çıkmıyordu…</p>
<p>Komutan yanındaki yaverine dönerek “Yahu istemesem bile şiir gibi konuşuyorum bazen he” dediğinde askerlerden ‘espriye’ küçük bir gülme sesiyle cevap geldi…</p>
<p>Adamın bu sözlere vereceği bir cevap tabiî ki yoktu.</p>
<p>Bir izah yapmak veya cevap vermekmiş, bunlar hayal bile edilemeyecek işlerdi…</p>
<p>Aklından “Ama biz bir fişek bile atmamışız! Bu nasıl isyan gomutan” demek geçti ama bunun hiçbirşeye fayda etmeyeceğini biliyordu…</p>
<p>Daha fazla işkenceden başka…</p>
<p>Komutan “Aç mısın lan?” dedi&#8230;</p>
<p>Adam “Yok gomutan” dedi.</p>
<p>“Olsun, fazla yemekten n’olcak oğlum lan” dedi komutan sırıtarak…</p>
<p>Adam komutanın kinayesinden ve önündeki ‘yemekten’ anlıyordu ne olacağını…</p>
<p>Komutan sohbetin bittiğini anlatmak istercesine yüksek sesle “hazır ol!” diye haykırdı!</p>
<p>Adam hiç hazır değildi ama oldu!</p>
<p>Komutan adama ‘Bok yenecek, ye!’ dedi.</p>
<p>Adamın önündeki tabakta hapishanenin kurt köpeğinin dışkısı vardı.</p>
<p>Yüzlerce kez kendilerine saldırtılan, onlarca defa ısırtıldıkları köpeğin dışkısı sıcağın etkisiyle kıvrımlarını yitirmiş ama tam cıvımamıştı.</p>
<p>Adam buna daha önce de mecbur bırakılmıştı, yapması gerekeni biliyordu.</p>
<p>Çömeldi, bok dolu tabaktan bir kaşık bok aldı.</p>
<p>Kalktı, kaşığı ağzına götürdü.</p>
<p>Elleri yine titriyor, gözlerinden yine yaşlar geliyordu.</p>
<p>‘Yavaş’ davrandığını gören komutan, ‘Çabuk ye ulan!’ diye haykırdı.</p>
<p>Komutanın elinde tasma vardı. <span id="more-247"></span></p>
<p>Tasmanın ucunda çıldırmışçasına havlayan ve ileri atılmak isteyen simsiyah bir köpek vardı.</p>
<p>Bir köpeğin emrindeki bir komutanın elindeki bir köpeğin korkutmasıyla iyice korktu adam!&#8230;</p>
<p>Sessizliği bozan sadece köpeklerin havlamaları ve koğuştaki arkadaşlarından bazılarının engelleyemedikleri hıçkırıkları oluyordu.</p>
<p>Adam bok dolu kaşığı ağzına götürdü.</p>
<p>Ağzını açtı.</p>
<p>Bok dolu kaşığı ağzına soktu.</p>
<p>Ağzını kapattı.</p>
<p>Kaşığı geri çekti.</p>
<p>Bokların suları dudaklarından uzun ve taranmamış sakallarına akıyordu.</p>
<p>Kaşığı tabağa koymak üzere eğildi.</p>
<p>Koydu, kalktı.</p>
<p>Komutan ‘Hazır olunu bozma ulan!’ dedi.</p>
<p>Zaten bozmayacağını biliyordu.</p>
<p>Saatlerce bok ağzında kaldığı olmuştu.</p>
<p>Bu kez komutanın acelesi vardı, ‘O yemek bitecek, Ye!’ dedi.</p>
<p>Adam ağzındaki boku çiğnemeye başladı.</p>
<p>Adam hüngür hüngür ağlamaya başladı.</p>
<p>Komutan ‘Karı gibi ağlama ulan orrrospu çocuğu’ dedi.</p>
<p>Adamın 3 oğlu 1 kızı vardı.</p>
<p>Onlar aklına geldi çünkü küçük kızı yemediğinde annesi `O yemek bitecek` derdi&#8230;</p>
<p>Adam küçük bir çocuk gibi ağlamasını kesmeye çalıştı.</p>
<p>Ama dudakları titriyordu…</p>
<p>Çenesini daha hızlı oynatmaya başladı.</p>
<p>Tecrübelerinden biliyordu ki bokun suyunu ağzından sızdırıp katısını bir seferde yutmayı başabilirse ‘ucuz atlatmış’ sayılabilirdi.</p>
<p>Denedi.</p>
<p>Yine olmamıştı.</p>
<p>İlk bok lokmasını yuttuktan sonra kustu.</p>
<p>Komutan güldü.</p>
<p>‘Yine kustun lan salak’ dedi.</p>
<p>Köpek çıldırdı!</p>
<p>Komutan adama ’kusmuk yenecek, ye!’ dedi.</p>
<p>Adam ağlıyordu, hıçkırıkları ortalığı inletiyordu.</p>
<p>Bastıramayacağı tek ses köpeğin sesiydi.</p>
<p>Kusmuğa doğru eğilemedi.</p>
<p>İçinden gelmiyordu!</p>
<p>Komutan köpeğin tasmasını biraz saldı.</p>
<p>Köpek adama çok yaklaşmıştı.</p>
<p>‘Kustuğun gibi yiyeceksin ulan! Ben mi kustum piç!’ dedi komutan…</p>
<p>Herkes biliyordu ki bu hapishanede bu komutanın dediği her şey oluyordu.</p>
<p>Komutan her zaman</p>
<p>“Burada Allah mallah yok! Buranın Allahı benim! Emrimi yapmayanın Allahını s.kerim!” diyordu mahkûmlara…</p>
<p>Bu sözler gibi onlarcası hapishanenin duvarlarında yankılanıyordu her gün…</p>
<p>Evdeki karılarına, Şeyh Said’e yardım eden babalarına, mezardaki dedelerine, kundaktaki bebeklerine, taptıkları değerlere edilen binlerce iğrenç küfür gibi…</p>
<p>Adam perişan haldeydi…</p>
<p>Gözünden inen yaşlar dudaklarından süzülen dışkı ve kusmuklarla birleşiyordu…</p>
<p>Adam kusmuğuna yine de eğilemedi!</p>
<p>İnsan en kötü durumlarda dahi risk analizi yapan bir varlıktır.</p>
<p>Ama bu durumda riskin ne olduğu belli bile değildi.</p>
<p>Zira daha önce bir çok arkadaşı bu rezilhaneden ölü olarak ayrılmıştı.</p>
<p>Yaşlı bir tanesi çocuğu yaşında insanların ve onlarca kadın mahkumun gözleri önünde kendisine sokulan jopun verdiği acıya dayanamamış, intihar etmişti…</p>
<p>Bir diğeri oruç tutuyor diye dövülmüş, kanalizasyon çukurunda iftar ettirilmiş sonra bağırsakları ezilene kadar dövülerek öldürülmüştü…</p>
<p>‘Kemalist işkence menüsü’ çok zengindi!</p>
<p>Adam “gomutan” diyebildi.</p>
<p>Komutan “Yalvaracak mısın lan piç!” dediğinde adama biraz olsun direnç geldi…</p>
<p>Yalvarmak…</p>
<p>Komutan sıfatlı bu mahluğa?</p>
<p>Kabil değildi…</p>
<p>Adamın beyni çatlayacak gibiydi…</p>
<p>Bir anda ne olursa olmalıydı!</p>
<p>Köpeklerden kurtulmalıydı!</p>
<p>Çok ani bir hareketle kusmuğuna eğildi, kaşıkla daldı ve hızlıca iki kaşık yedi…</p>
<p>Herkes şaşırmıştı…</p>
<p>Komutan dâhildi…</p>
<p>“Allah Allah, noldu lan ağlıyordun lan demin karı gibi he gavat?” dedi&#8230;</p>
<p>Hiç cevap vermedi adam…</p>
<p>“Boktan da alacaksın lan bir kaşık” dedi komutan…</p>
<p>Adam, daha ani bir hareketle boktan da hem de tepeleme bir kaşık aldı, ağzına soktu ve yutkundu!</p>
<p>Komutan yere çömelen adamın yanına geldi…</p>
<p>“Siktir git şimdi yerine! Bir daha askerler ‘aranızda konuşmayın, namaz da yok’ dediğinde ters bakarsanız farklı tarife yapacam” diyen komutan elindeki jopla adamın kafasına öyle bir vurdu ki adam yerle bir oldu…</p>
<p>‘Meselenin nerden çıktığı’ anlaşılmıştı…</p>
<p>Bundan sonra ne yapılacağı da anlaşılmıştı…</p>
<p>Sadece bu olayda dahi,</p>
<p>Her şey anlaşılabiliyordu!</p>
<p>Dünyası dönüyordu adamın…</p>
<p>İki asker koğuşuna götürdü…</p>
<p>İçeri girdi…</p>
<p>Ağızları bıçak açmıyordu…</p>
<p>Yalnızca kadınlardan ağlayanlar vardı…</p>
<p>…</p>
<p>Birkaç saat geçince en yakın arkadaşı çekinerek de olsa sordu adama…</p>
<p>“Gardaşım!</p>
<p>Kusmuştun, biz dedik yine ezecekler, öldürecekler, o an ne düşündün de daldın yaw gardaşım?”</p>
<p>Bir kibrit çöpüyle dişlerinin arasındaki bokları çıkartmaya çalışan adam ağır ağır kafasını kaldırdı…</p>
<p>Başındaki acı geçmiş değildi…</p>
<p>Gözlerinde dağları delecek bir öfke vardı…</p>
<p>Koğuş arkadaşları ağzından çıkacak büyük bir merakla bekliyorlardı…</p>
<p>Bu merak sonucunda öğrenecekleri hiçbir şeyi değiştirmeyecekti belki…</p>
<p>Belki sadece acı bin hatıradan sadece birisinin detayı olarak hafızalarına yerleşecekti…</p>
<p>Ama önemli miydi ki…</p>
<p>Kardeşleri, ağabeyleri, yoldaşları, gardaşları olan bu insanın o iğrenç anda neden veya nasıl o kadar asil davranabildiğini öğrenmelerine ne engel olabilirdi ki!</p>
<p>Adam kısık sesle,</p>
<p>“Hatırlıyor musun gardaş?” dedi…</p>
<p>“Bana ‘Yalvaracak mısın lan piç!’ dedi bu şerefsiz!”</p>
<p>“He, duyduk gardaşım! ” dedi arkadaşı…</p>
<p>“İşte aha o kelime beynimi kırdı böle kanımı kaynattı gardaşlar!</p>
<p>İçimden dedim ki,</p>
<p>Ulan kürdün çocuğu kalk ayağa!</p>
<p>Yeter şu şerefsizin havladığı!</p>
<p>Ne et de kalk!</p>
<p>Kalk ve çık bu cehennemden oğlum!</p>
<p>Bunun Allah dediği diktatörün hakiki Allah namına yalvardığı Kürtlerin evladısın sen!</p>
<p>Kalk ve çık!</p>
<p>Nereye nasıl çıkarsan çık!</p>
<p>Ama çık!”</p>
<p>…</p>
<p>Yumruklar sıkılmıştı!</p>
<p>Gözler yaşarmıştı!</p>
<p>Arası bok dolu yüzlerce diş kenetlenmişti!</p>
<p>Çıkılacaktı!</p>
<p>Nereye ve nasıl, ne pahasına olursa olsun!</p>
<p>Çıkılacaktı!</p>
<p>Bu hikâye burada kalmayacak,</p>
<p>bu hayat bu lanet cezaevinde bitmeyecek,</p>
<p>bu kin kalplere gömülmeyecek,</p>
<p>belki bir destana belki bir hezimete belki kirli bir savaşa</p>
<p>ama mutlaka bir mücadeleye girizgah olacaktı!&#8230;</p>
<p>…</p>
<p>Az sonra akşam yemeğini yemişlerdi, yemek demek doğru ise&#8230;</p>
<p>Ve iki asker geliyordu yine&#8230;</p>
<p>Bir kadın ve bir erkek mahkum çağrıldı bu kez&#8230;</p>
<p>Başlar düştü öne&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>On sene sonraki  hangi kanlı çatışmaların figüranlarıydı acaba bu mahkumlar&#8230;</p>
<p>Yirmi sene sonraki hangi pusuların erketeleri ya da&#8230;</p>
<p>Kimse bunları bilmiyordu&#8230;</p>
<p>Ama Kemalist diktatörlük, Ataistleşmesini istediği ülkenin bu işkencehanelerinde  ne gibi bir çatışmanın temeline kan, ter, bok, çiş, gözyaşı attığını çok iyi hesaplıyordu!&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/ataist-bok-18/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BU NEDİR?</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/bu-nedir</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/bu-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 11:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[aile sevgisi]]></category>

		<category><![CDATA[baba ve evlat]]></category>

		<category><![CDATA[yaşlılık halleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="background:#333333;width:560px;height:348px"><center><embed flashVars="playerVars=showStats=no|autoPlay=no|" src="http://www.metacafe.com/fplayer/3467752/bu_nedir.swf" width="400" height="348" wmode="transparent" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" name="Metacafe_3467752" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"></embed></center></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/bu-nedir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İyi Bir Öğrenciydi</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/iyi-bir-ogrenciydi</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/iyi-bir-ogrenciydi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 12:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<category><![CDATA[iyi ir öğrenciydi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="background:#333333;width:560;height:300px"><center><embed flashVars="playerVars=showStats=no|autoPlay=no|videoTitle=İyi Bir Öğrenciydi" src="http://www.metacafe.com/fplayer/3651019/yi_bir_renciydi.swf" width="345" height="300" wmode="transparent" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" name="Metacafe_3651019" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"></embed></center></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/iyi-bir-ogrenciydi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Son Sığınak</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/necip-fazil-son-siginak-siiri</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/necip-fazil-son-siginak-siiri#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 08:55:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[necip fazıl kısakürek]]></category>

		<category><![CDATA[NFK]]></category>

		<category><![CDATA[NFK'nın son sığınak şiiri]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<category><![CDATA[son sığınak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=223</guid>
		<description><![CDATA[Hayat perdenin arkasında;
Hayatın öte yakasında.
Şu gaflet yükü insana bak;
Kendinden varlık cakasında.
Ve aşksız yobaz&#8230; İşi gücü,
Namazla Cennet takasında.
Tam dört asırdır Müslümanlık,
Cansız etiket markasında.
Ku&#8217;ran kalbi kör ezbercide,
Din, üfürükçü muskasında.
Batı, Batı der çırpınırlar,
Batı tükürük hokkasında.
Makine dimdik demirden put,
İnsanoğlu ruh lâçkasında.
Hürriyet nerde söyleyeyim:
Hakka esaret halkasında.
Zamanda herşey kopuk, kesik;
Biçkisi kader makasında.
Ey insan, sana son sığınak,
Son Peygamberin hırkasında!
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat perdenin arkasında;<img class="alignright" src="http://kwout.com/cutout/a/hc/je/hrw_bor.jpg" alt="" width="380" height="515" /><br />
Hayatın öte yakasında.</p>
<p>Şu gaflet yükü insana bak;<br />
Kendinden varlık cakasında.</p>
<p>Ve aşksız yobaz&#8230; İşi gücü,<br />
Namazla Cennet takasında.</p>
<p>Tam dört asırdır Müslümanlık,<br />
Cansız etiket markasında.</p>
<p>Ku&#8217;ran kalbi kör ezbercide,<br />
Din, üfürükçü muskasında.</p>
<p>Batı, Batı der çırpınırlar,<br />
Batı tükürük hokkasında.</p>
<p>Makine dimdik demirden put,<br />
İnsanoğlu ruh lâçkasında.</p>
<p>Hürriyet nerde söyleyeyim:<br />
Hakka esaret halkasında.</p>
<p>Zamanda herşey kopuk, kesik;<br />
Biçkisi kader makasında.</p>
<p>Ey insan, sana son sığınak,<br />
Son Peygamberin hırkasında!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/necip-fazil-son-siginak-siiri/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Vergi cezasına ilişkin Doğan cephesinde son durum</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/vergi-cezasina-iliskin-dogan-cephesindeki-son-durum</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/vergi-cezasina-iliskin-dogan-cephesindeki-son-durum#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 21:40:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Medya eleştirileri]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[3.8 milyar ceza]]></category>

		<category><![CDATA[aydın doğan]]></category>

		<category><![CDATA[doğan medyasına vergi cezası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[Vah, vah&#8230; Hüngür, hüngür!.. Nerede benim mendilim?.. Getirin, gözyaşımı sileceğim?.. Demek bu kadar “acınacak” haldeler ha!.. Demek bu kadar korkmuşlar?.. Bunlar bir “panik” ifadesi mi, “merhamet istismarı” mı?.. Hani yolda-sokakta, iki gözü iki çeşme ağlayıp; “Abilerim, ablalarım” deyip, “merhamet avcılığı”na soyunan “uyanık”lar vardır ya!.. Hani, “Allah rızası için&#8230;” diye başlayıp; “Hastaneden yeni çıktım&#8230; Memlekete gideceğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vah, vah&#8230; Hüngür, hüngür!.. Nerede benim mendilim?.. Getirin, gözyaşımı sileceğim?.. Demek bu kadar “acınacak” haldeler ha!.. Demek bu kadar korkmuşlar?.. Bunlar bir “panik” ifadesi mi, “merhamet istismarı” mı?.. Hani yolda-sokakta, iki gözü iki çeşme ağlayıp; “Abilerim, ablalarım” deyip, “merhamet avcılığı”na soyunan “uyanık”lar vardır ya!.. Hani, “Allah rızası için&#8230;” diye başlayıp; “Hastaneden yeni çıktım&#8230; Memlekete gideceğim ama otobüs biletine verecek param yok&#8230; Allah rızası için bir bilet parası!” diyenler vardır ya, bu “salya-sümük” halleriyle “günde 10 bilet parası” tokatlarlar ya; “kartel yazarları”nın yazılarını okuyunca, işte bu “merhamet avcıları” geldi gözlerimin önüne&#8230; Baktım, feryat, figan!.. Öyle bir ağlıyorlar ki; yürek dayanmaz!.. Hani, elimde olsa; “4.8 milyar da para mı?.. Alın şu parayı da, ödeyin vergi cezanızı!.. Ödeyin ki, kesin ağıt yakmayı!” diyeceğim&#8230;<br />
Ama, ne yaparsın ki;<br />
Cep delik, cepken delik!..<br />
Üstelik de, bu “ağlaşma”ların “essah” mı, yoksa “numara” mı olduğundan emin değilim!..<br />
Ama, itiraf edeyim;<br />
Çok iyi ağlıyorlar!..<br />
“Maaşlarımızı almaya devam edebilecek miyiz, edemeyecek miyiz? Bu işyerleri faaliyetlerine devam edebilecek mi, edemeyecek mi?<br />
Tedirginiz!.. Fena halde tedirgin!.. Can sıkıcı bir ortamdayız!.. Moraller sıfır!.. Çünkü herkes gelecek endişesi yaşıyor!”<br />
Essah mı, numara mı?..<br />
Milleti kendilerine acındırıp, Maliye’ye telefon yağdırmalarını mı istiyorlar acep?..<br />
Bu “ağlaşma”ları okuyunca gördüm ki;<br />
“Karteloz”ların derdi “Aydın Doğan’ın haklılığı”nı veya “basın özgürlüğü”nü savunmak filân değildir!.. Onlar, “kendi geleceklerini garantiye alma”nın derdindedirler!..<br />
Bütün mesele;<br />
“İş” ve “aş” meselesi!..<br />
KUYRUKLARINI DİK TUTANLAR!<br />
Tabiî, bu arada, “eşekten düşse de türküyü kesmeyenler” ve “efelik” taslayıp, “kuyruğu dik tutanlar” da yok değil!..<br />
Onlar da, “Batı medyası” üzerinden savunuyor “patron”larını!..<br />
Meselâ, diyorlar ki; <span id="more-221"></span><br />
“New York Times, Washington Post, Wall Street Journal gibi Amerikan basınının en önde gelen gazeteleri de, Avrupa demokrasilerinin birçok etkili yayın organları da, üstelik başyazılarla Başbakan Erdoğan’ı eleştirdiler.<br />
Başta Uluslararası Basın Enstitüsü IPI olmak üzere dünyadaki basın kuruluşları da bu cezayı eleştiri gündemlerine oturttular.<br />
Değişik başkentlerdeki iktidar sözcülerinden de eleştirel sesler yükseliyor.<br />
Basın özgürlüğü ve hukuk devleti alanında Başbakan Erdoğan’a yönelik bu eleştiri dalgaları neden bu kadar yükseldi?”<br />
Bunları yazarken; “O haber ve yazılar Doğan Grubu’nun oyunu” diyebileceklerin de çıkması ihtimaline karşı, peşin peşin cevap veriyorlar: “Batı’nın bin yıllık muteber yayın organları, hiç Doğan’ın oyununa gelirler mi?!?”<br />
Oysa hemen herkes biliyor ki;<br />
“Avrupa’da lobi şirketleri çok yaygın ve güçlüdür. Parayı bastırdıktan sonra istediğiniz gazetede, dilediğiniz haberi çıkartır, istediğiniz siyasi kurumu etkileyebilirsiniz.<br />
Üstelik oldukça da iyi ve ciddi çalışır bu kurumlar.<br />
Ama onların iyi bir iş çıkarmaları için sizin de işin raconuna uymanız ve açık vermemeniz gerekir.<br />
Açığınız varsa; dünyanın en iyi lobi kurumu da olsa, etkisi bir yere kadardır.”<br />
ONLARIN GÖRMEK İSTEMEDİĞİ YAZILAR<br />
Sizin anlayacağınız;<br />
Kartel cenahında, hemen herkes bir “rol” üstlenmiş&#8230; Kendilerine verilen “görev”leri yerine getirmeye çalışıyorlar&#8230; Kimi “ağlayıp-sızlayarak” ve de “acındırarak”, yani “merhamet avcılığı” yaparak, kimi de “kuyruğu dik tutarak” patronu destekliyor!..<br />
Tabiî, onları okuyanlar, “Batı medyası”nın, “sadece onların saydıklarından ibaret” ve hepsinin de “Aydın Doğan’a destek” verdiğini zanneder!..<br />
Oysa, “Aydın Doğan medyasının görmek istemediği” yorumlar da çıkıyor Batı medyasında!..<br />
Meselâ, ünlü Der Spiegel dergisinin internet sayfasında, Businessweek Londra Büro Şefi Stanley Reed, Doğan Medya’ya kesilen vergi cezasını hatırlatarak, yerli şirketlerin birtakım yol ve yöntemlerle vergilerini ödememeleri durumunda, Türkiye’deki yabancı yatırımcıların rekabetten olumsuz etkilendiklerine dikkat çekerek, şunları yazıyor:<br />
“Yatırımcılar, devletin Türkiye’nin en büyük medya kuruluşu olan Doğan Yayın&#8217;ı birikmiş vergilerinden ve cezalarından dolayı 2.5 milyar dolar cezaya çarptırmasının şokunu yaşıyor. Ücretlilerin yarısının kayıtdışı olduğu ve vergilerini ödemediği bir durumda vergi rejimi, telekomünikasyon gibi bazı sektörleri diğerlerinden daha fazla etkiledi. Bu durum, kurallara uyan uluslararası şirketleri yerel rakipleri karşısında dezavantajlı konuma getiriyor.”<br />
Yunanistan’da yayınlanan İmerisia gazetesinde Yorgos Kapopulos imzasıyla yayımlanan haberde ise, Türkiye’nin son yıllarda dünya ölçeğinde bir atılım yaptığına dikkat çekilerek, geri planda ise Doğan Medyasının hükümeti sabote etmeye çalıştığı ve Ergenekon’a destek olduğu belirtiliyor&#8230;<br />
Berlin’de yayınlanan Welt am Sonntag gazetesinin 4 Ekim 2009 tarihli sayısında, Martin Greive ve Sebastian Jost imzalarıyla yer alan yazıda ise; Türkiye’nin büyük bir atılım içinde olduğuna dikkat çekilerek, hükümetin, ülkenin bazı büyük şirketlerini karşısına alması pahasına vergi kaçakçılığını önlemeye çalıştığı vurgulanıyor&#8230;<br />
Yazıda, hükümetin vergi kaçakçılığıyla yaptığı mücadeleye dikkat çekilerek, şöyle deniliyor:<br />
“Yedi yıl önce sadece 1 milyar dolar yabancı sermayenin girdiği Türkiye&#8217;ye, 2007 yılında 19 milyar dolardan fazla sermaye girmiştir. Son olarak Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ülkeye 34 milyarlık bir kredi vermesi söz konusuydu. Hükümet, bu krediyi kullanmak istemedi. Resmî olarak yapılan açıklamada, IMF&#8217;nin reform taleplerinin zaten karşılanmak üzere olduğundan söz edildi. IMF’nin Türk hükümetine bir vergi denetleme biriminin kurulması yönünde baskı yaptığı ve hükümetin buna karşı koyduğu söyleniyor. Bu durumda hükümetin Doğan Medya gibi vergi kaçıranları cezalandırmasının zorlaşabileceğinden söz ediliyor.”<br />
VERGİ DENETİMİ ÖZERKLEŞİRSE!<br />
İşte bu son cümle hayli enteresan!..<br />
Hatırlarsınız değil mi;<br />
Hükümetin “IMF ile pazarlık masasına oturmayı reddettiği” günlerde; aynı zamanda “TÜSİAD Başkanı” da olan “Babasının kızı Arzuhan Doğan Yalçındağ” hanımefendi, kürsülere çıkıp, bas bas bağırıyordu:<br />
“IMF’nin öne sürdüğü şartlar kabul edilemez değildir&#8230; Meselâ, vergi denetiminin özerkleşmesinden söz ediliyor&#8230; Bu, kabul edilebilir bir şarttır&#8230; Çıkış yolu IMF ile anlaşmaktır. Yeni Stand-By’ın gecikmesini anlamakta zorluk çekiyoruz!”<br />
Öyle ya;<br />
“Hükümet IMF’nin şartlarını kabul edip anlaşmalı” ki, “vergi denetleme” işi Maliye’den alınsın, ayrı bir “vergi denetleme birimi” kurulsun!..<br />
O günlerde, birçok STK temsilcisi ve yazar, “Arzuhan Hanım’ın sözleri”ni yanlış okumuş ve onun “IMF’den gelecek paralara göz diktiğini” söylemişti!..<br />
Oysa, “Batı basını”nın da gördüğü gibi;<br />
İşin içinde “gelecek dolarlar” değil, “birilerinin eline geçecek yularlar” var!..<br />
Eğer vergi denetimi Gelir İdaresi Başkanlığı’nın elinden alınır da; zaten “Üst Kurullar Cumhuriyeti”ne dönüşen Türkiye’de, meselâ “Vergi Denetleme Üst Kurulu”na verilirse, yani vergi denetimini “özerk bir kurum” yaparsa; gel de kontrol et “vergi trafiği”ni!..<br />
Böyle bir birim, ne Aydın Doğan’ı denetleyebilir, ne de bir başkasını!.. Hele de “gazete ve televizyonu” olan patronu, hiç denetleyemezler!.. Çünkü, öyle bir “medya baskısı”yla karşılaşırlar ki; feleklerini şaşırırlar!..<br />
Uzun lâfın kısası;<br />
Bütün bu aktardığım gelişmeler, “Aslında ne oluyor”un cevaplarıdır!.. Maliye’nin, Aydın Doğan’a “baskı” yaptığı doğrudur&#8230; Ama, bu baskı “haber atlatma”dan değil, “vergi atlatma”dan dolayıdır!..<br />
Ceza, “fikre” değil, “şirkete”dir!..<br />
Ağlasalar da, diklenseler de;<br />
Bu “ceza”yı ödeyecekler&#8230; Başka yolu yok!<br />
“Vuruşarak” mı öderler,<br />
“Buruşarak” mı?..<br />
Onu, bekleyip göreceğiz!..<br />
================<br />
İyi şeyler de oluyor!<br />
Klâsik bir tabirdir&#8230; Hani, zaman zaman; “Neredeen nereye” deriz ve bir “durum”dan bir başka duruma geçişi anlatmaya çalışırız ya&#8230; Bu da öyle bir durum&#8230; Eskiden; “sağımız-solumuz, önümüz-arkamız vize” derdik&#8230; Şimdi “Balkan ülkeleri” ve “Suriye” başta olmak üzere, vizeler kalkmaya başladı&#8230;<br />
Eskiden, sadece Türkiye “dost ülke” idi&#8230; Etrafımızdaki bütün ülkeler “bize düşman”dı!.. Yani; bütün ülkeler bize “diş biliyor”du!.. “Her an tetikte olmalı”ydık!..<br />
Şimdi duydum ki; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız; Türkiye’nin, birçok ülke ile birçok projeyi geliştirecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek, “Hemen hemen her ülkeyle yapılabilecek projelerimiz bulunuyor. Bu projelerin, hem ülkemiz çıkarına, hem de bölge çıkarına olduğunu söyleyebiliriz” demiş!..<br />
Gelin de, “nereden nereye” demeyin!..<br />
Şu hâle bakın, daha düne kadar, “her ülkeyle savaşacak sebebimiz” varken, bugün “her ülkeyle paylaşacak projemiz” var!..<br />
“Düşmanlık”ların yerini “projeler” almaya başladı ki; insan, “Türkiye’de iyi şeyler de oluyor” demekten kendini alamıyor.</p>
<p>Hasan Karakaya &#8216;dan alıntıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/vergi-cezasina-iliskin-dogan-cephesindeki-son-durum/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SOLITUDE</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/solitude</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/solitude#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 06:55:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[Billie Holiday]]></category>

		<category><![CDATA[Robin Risser]]></category>

		<category><![CDATA[solitude]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=214</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=5410762&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=4a4949&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="560" height="315"></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/solitude/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu ve Batı Arasındaki Özgürlük Savaşçısı ALİYA İZZETBEGOVİÇ</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/dogu-ve-bati-arasindaki-ozgurluk-savascisi-aliya-izzetbegovic</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/dogu-ve-bati-arasindaki-ozgurluk-savascisi-aliya-izzetbegovic#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2009 20:02:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<category><![CDATA[Din]]></category>

		<category><![CDATA[Aliye İzzetbegoviç]]></category>

		<category><![CDATA[Batı'nın Muharref Din Anlayışı]]></category>

		<category><![CDATA[Doğu ve Batı arasındaki özgürlük savaşçısı]]></category>

		<category><![CDATA[Muharref Hristiyanlık Karşısında İslam]]></category>

		<category><![CDATA[Ramazan Buğra KÖROĞLU]]></category>

		<category><![CDATA[Sekülerizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[
Gençlik yıllarında aksiyoner yönü ağır basan Aliya ve onun fikir örgüsü, olgunluk çağlarında derinlemesine bir işlev kazanmış “Müslüman Halkların ve Müslümanların İslamlaşmasına Dair Bir Program” başlığı ile kendisinin başkanlığında 12 entelektüel Müslüman tarafından kaleme alınan deklarasyonla (Bkz. İslam Deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları, 2007) dünya çapında etkiye mazhar olmuştur. Kendisi ve arkadaşlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://tbn2.google.com/images?q=tbn:EFhmv4e8cj-CZM:http://www.bosnasancak.net/files.php%3Ffile%3Daliyaz17wl0fb_497808463.jpg" alt="" width="150" height="130" /><img class="alignnone" src="http://tbn1.google.com/images?q=tbn:L2ANFuQhS5qMzM:http://img467.imageshack.us/img467/5007/aliyaizzetbegovi5vx.jpg" alt="" width="159" height="130" /><img class="alignnone" src="http://tbn2.google.com/images?q=tbn:_HQSnLoBTxca_M:http://www.tevhidedogru.com/resimler/haberler/1956.jpg" alt="" width="153" height="130" /><img class="alignnone" src="http://tbn2.google.com/images?q=tbn:klDWXS6AHVZ22M:http://www.ntvmsnbc.com/news/138235.jpg" alt="" width="95" height="130" /><br />
Gençlik yıllarında aksiyoner yönü ağır basan Aliya ve onun fikir örgüsü, olgunluk çağlarında derinlemesine bir işlev kazanmış “Müslüman Halkların ve Müslümanların İslamlaşmasına Dair Bir Program” başlığı ile kendisinin başkanlığında 12 entelektüel Müslüman tarafından kaleme alınan deklarasyonla (Bkz. İslam Deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları, Fide Yayınları, 2007) dünya çapında etkiye mazhar olmuştur. Kendisi ve arkadaşlarının Eski Yugoslavya rejimince hapis cezasına çarptırılması ile karşılığını menfi yönde bulan düşünceleri, zahiren bir ceza olarak görünse de onun özgürlüğe kaçışının ve tefekkürle filizlenen yeni fikirlerin oluşmasına vesile olacak bir geçit olarak telakki edilmelidir. (Bkz. Özgürlüğe Kaçışım, Klasik Yayınları, 2005) Aslında deklarasyon muhteva olarak 1946 yılından itibaren kaleme alınan ancak 1984 te yayınlanan Aliya’nın Doğu ve Batı Arasında İslam adlı eserinin manifesto olarak tüm İslam halklarına yapılan bir çağrısı olarak da değerlendirilebilir. (Bkz. Doğu ve Batı Arasında İslam, Nehir Yayınları, 1994)</p>
<p>Aliya İZZETBEGOVİÇ orduyu selamlarken (soldaki video) ve Röportaj (sağdaki video)<br />
<object width="280" height="200" data="http://www.youtube.com/v/yeB5ZuhPTYo&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999&amp;border=1" type="application/x-shockwave-flash"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/yeB5ZuhPTYo&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999&amp;border=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object><object width="280" height="200" data="http://www.youtube.com/v/p8ayjdV-ohw&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999&amp;border=1" type="application/x-shockwave-flash"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/p8ayjdV-ohw&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999&amp;border=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /></object></p>
<p><strong>Gandhi’nin Tutarsız Sivil İtaatsizliğine Karşın Aliya’nın Dinamik Çözümlemeleri</strong><br />
Aliya, daha ilk gençlik yıllarında Komünist Yugoslavya rejiminin baskılarına karşı muhalif tavırlarını ortaya koymuş komünizmin sert politikalarına karşılık eylem adamlığı tavrını takınmıştır. Değişen ve yeniden şekillenen dünyada baskı ve zorlama ile rejimlerin ayakta kalamayacağının bilincinde olan Aliya, gerek dinamik eylem adamlığı gerekse eserlerinde kaleme aldığı tutarlı fikirleri ile çağdaşı olan Mahatma Gandhi ve onun fikirlerinden keskin çizgilerle bir ayrılık arz eder. Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesi sürecinde Mahatma Gandhi’ye ait olan sivil itaatsizlik (satyagraha), özünde adalet ve onun tesisi edilmesi için yapılan mücadelenin adı olan cihad kavramını besleyen İslam’a zıt bir tavırdır. Hayatının tamamında İslam’la özdeşleşme gayretlerinin ürünleri bulunan Aliya için Gandhi’ye ait bu tavır sergilenmesi mümkün olmayan bir davranıştır.</p>
<p>Aliya’nın dinamik çözümlemelerinin bir neticesi olarak, “Hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve nereye ait olduklarını bilen Müslümanlara” yönelik olarak kaleme alınan deklarasyon, Müslümanların geri kalmışlığının sebepleri hakkında yapılan geniş çaplı tespitler neticesinde İslam’ın ipine yeniden sımsıkı sarılmakla ancak kurulabilecek olan İslami Düzen’in çerçevesi ve o dönemin İslami Düzen’inin sorunlarının tespitinden müteşekkil olarak kaleme alınmıştır.<span id="more-121"></span></p>
<p>Yazıldığı dönem Yugoslavya’sında rejime dehşet derecede bir korku salmış olmalıdır ki, risale çapında deklarasyonun ülke çapında bıraktığı etki yapılan duruşmada savcı tarafından şöyle açıklanmaktadır. “İslam deklarasyonu toplumsal düzenimizin değerlerine yönelik bir saldırıdır. İçinde mutlak bir tehlike, yazılı ve sözlü suç, karşı-devrimci etkinliklere ilişkin bir bilinç yatmaktadır. Bu son zikredilen eylemlerin, düşman propagandası ile bazı benzerlikleri vardır. Ancak bu karşı-devrimci etkinliklere daha yakın olan bir kesintisiz eylem yoğun propaganda vakasıdır.” Buna karşın Aliya’nın savcıya dönük olarak yaptığı “İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır” açıklaması Bakanların karanlık bir mahkeme salonundan dünyaya yayılan İslamî aydınlığın bir ifadesi olarak tarihe geçmiştir.</p>
<p><strong>Daima Üçüncü Bir Yol Vardır</strong><br />
Aliya’nın uzun meşakkatli hayatının ürünü olan tecrübeler, tefekkür ve fikrî çalışmalarının neticesinde ortaya koyduğu eserleri, onun dünya siyasetinde İslam ve Müslümanların konumu hakkında ne denli derin bir vukufiyete sahip olduğunun kanıtıdır. Eserlerinin genelinde hakim olan İslami değerleri temel alan düşünceleri, insan ve toplum çapında ortaya çıkan problemlere tutarlı ve yerinde çözümler üretir bir fikrî bütünlük arz etmektedir. Avrupa’nın merkezinde yaşayan Müslüman entelektüel Aliya, Doğu’dan vücut bulmuş ve dünyayı kuşatıcı bir anlam ifade eden İslamî soluğu Batı’nın merkezinde anlamlandırmayı başaran mütefekkirdir. Aliya’ya göre, geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, Doğu ile Batı arasında köprü vazifesi görmüştür ve bu vazifesinin bilincinde olarak, dramatik çıkmaz ve alternatifler zamanında, parçalanmış dünyada, aracılık rolünü tekrar devralmalıdır. Üçüncü, yani İslami yolun manası işte buradadır. Bu öngörü ile İslam’ın doğu ile batı arasında orta bir yerde durduğu gerçeğinden hareket eden Aliya, yeni bir dünya görüşü ortaya koymaya çalışmaktadır ve bunun adı üçüncü yoldur.</p>
<p>Doğu’nun, Budizm, Hinduizm, Konfüçyanizm gibi temelde mistik, gizemli, ruhu esas alan ve yaşanılan hayat üzerinde bir kıymetin varlığını hissettiren dâhili yüzüne karşın Batı’nın Doğu’ya ait bu mistik yönü belli zümrelere tevdi ederek, aklı temel almasıyla beliren harici yönü çift kutuplu bir dünya resmini ortaya koymaktadır. Ve tam da bu iki çarpık/eksik anlayışın kesiştiği bir kavşak noktasında, ilahi emirlerde sadece akıl sahiplerini mükellef tutan, dini sorumluluğun en baş şartı olarak akla atıfta bulunan ve akıl için gerçek anlamlandırmayı yapan İslam var olmaktadır. İşte İslam, alternatif bir medeniyet tasavvuru olarak Doğu ve Batı’ya ait kavramları kendi öz kıvamında bir araya getirmek sureti ile sonsuzluk kapısına ulaşmada üçüncü yolu resmeden yegane din olma vasfındadır.</p>
<p>Aliya’nın oluşturduğu üçüncü yol un çağımızın İslam ülkelerinde var olan buhran ve huzursuzluklara çözüm bulacağı inancını taşımaktayız. Merkezine gerçek manada İslam’ı alan her anlayışın içtimai meselelerin çözümünde muvaffak olacağı gerçeğinden hareketle, Aliya’nın yayınladığı –bilhassa- İslam Deklarasyonu olmak üzere, kıvamını Doğu ve Batı Arasında İslam adlı eserinde bulan fikrî yapısı, İslam olgusuna sıkı sıkıya tutunmuş bir aklın sosyal problemler karşısındaki çözümlemelerdeki başarısını da ortaya koymaktadır. Alternatif bir yolun varlığını anlamak için öncelikle yaşadığımız çağda küreselleşme, globalleşme, yeni dünya düzeni vs. gibi adlandırmaların temelinde yatan Batı inanışının ve onun temayüllerinin anlamlandırılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Batı’nın Muharref Din Anlayışı Sekülarizmi Doğurdu</strong><br />
Tahrif edilen İncil ve bunun sonucunda ortaya çıkan Hristiyanlık anlayışı, ideolojik yaklaşımlar sonucunda, dünya ve öteki alemde bir düzenin varlığını sorgulayan dinî vasfını kaybetmiştir. Dünya ve ötesi arasına keskin bir çizgi çekmek sureti dünyayı değiştirmek ve mükemmelleştirmek isteğinden peşinen vazgeçen muharref Hristiyanlık, iyilik, ahlakilik, erdemlilik gibi aslında vahye dayalı olguları insan düşüncesi ile şekillendiren bir dünya görüşüne indirgendi. Bu durum dinî olarak vazifelendirilmiş bir zümrenin teşekkül etmesini de beraberinde getirmiştir. Dinin metafizik/mistik bölümü ile vazifelendirildiğini doğal olarak kabullenen ruhban, dünya hayatını çarpık bir zühd anlayışı ile şekillendirirken; halk ise gerektiğinde kendisini kafir (dinsiz) ilan edebilecek bir gücü elinde bulunduran bu sınıfa karşı zorunlu saygıyı muhafaza etmek durumunda kalmıştır. Din otoritesini elinde barındıran güç, asla değişmeyeceği kabul edilen ve ellerinde bulunanın mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan bir anlayışı (dogmatizm) halka -gerektiğinde engizisyonlarla- kabul ettirmeye muvaffak oldu. Böylelikle her iki hayatı da kapsayan/kapsaması gereken vasfından ve mutlak adaletin/hakikatin kutsallığından sıyrılan Hristiyanlık inancı, Batı Avrupa’da tam anlamıyla karşılığı olarak religion (*) tabiri ile buluyordu. Batı düşüncesi bundan sonra, sadece manevi, mistik, içsel bir takım enstrümanlardan müteşekkil olan ancak kâinatı kuşatıcı manası iptal edilmiş olan bir yapıyla karşı karşıya kalmış oluyordu.</p>
<p>Yeni bir din gibi işlev gören, yeni bir dünya görüşü olarak vücut bulan, insanlığın sürekli mutluluğunun geleneğin ve her türlü dogmatik fikirlerin zincirlerinden kurtularak mümkün olacağına inanan aydınlanmış akılların bir ürünü olarak Batıda ortaya çıkan sekülarizm skolastik düşüncelere karşı açılan bir isyan bayrağı olarak ortaya çıktı. Böylelikle halk, kilise etkisinden kurtuluyor; inanç ve gelenekler yerini aklın egemenliğine bırakıyordu. Batı, Hristiyanlık ve onun temsilcisi olan ruhban sınıfı (dini otorite) ile halkın ve onun temsilcilerinin (sivil otorite) arasında ortaya çıkacak olan Laisizm fermanını bu şartların bir sonucu olarak imzalayacaktı. Yönetim seküler olmayı benimseyerek mutabık olunan konular gereğince din ile kendisi arasına sınır koyacaktı.</p>
<p><strong>Muharref Hristiyanlık Karşısında İslam</strong><br />
Orta Çağ Hristiyanlığının en önemli özelliklerinden olan bilgi ve kutsalı elinde bulunduran zümre otoritesinin varlık ve işlevini İslam’la karşılaştıran Aliya, Papanın yanılmazlığı ilkesine karşın İslam’da icmanın yanılmazlığını öne sürer. Dayanak olarak Hz. Peygamber (sav)’in “Benim ümmetim delalet üzerinde birleşmez” buyruğunu delil gösteren Aliya, böylelikle tahrif edilmiş Hristiyanlık inancında meydana gelen dönüşümü tespit etmiş olmaktadır. Hristiyan Batı’da dinin temsilcisi olma özelliğini koruyan ruhban sınıfı, münzevi bir hayat yaşayan, daimi surette içe dönük, mistik bir varlık olarak betimlenmektedir. Yine çarptırılmış bir dini görüş sebebi ile hanif olma özelliği kaldırılan düşüncede ruhban halktan ayrı yaşayan, evlenmeyen, halk arasına karışmayarak ahlaki olgunluğu tamamlayacağına inanan bir zümre olarak telakki edilir. Buna karşın Hz. Peygamber (sav) zamanında Allah’tan gayrisinden yüz çevirme gayesi ile hadım olmayı amaçlayan sahabelere verilen “Sizin için ben en güzel örnek değil miyim?” cevabı İslam’da ruhbanlık müessesesinin olmadığının ve Peygamber kavli ile buna müsaade edilmediğinin bir delilidir. Aliya İzzetbegoviç, Kur’an-ı Kerim’de Allah indinde tek din olarak vasfedilen (K.Kerim 3/19) İslam’ın doğumundan önce Hz. Peygamber’e (sav) ait Hira Mağarası ve ötesinde yaşanan dönüşümü çarpıcı bir biçimde Doğu ve Batı Arasında İslam isimli eserinde şu şekilde gözler önüne sermektedir. “Hz. Muhammed mağaradan dönmeye mecburdu. Bu dönüşü olmasaydı hanif olarak kalacaktı. Fakat döndüğü için İslam’ın rasulü olmuştur. Bu, dahili ile harici dünyanın, mistik ile aklın, meditasyon ile eylemin karşılaşmasıydı. İslam mistik olarak başlamıştı, siyasi ve devlet fikri olarak devam etti. Din, gerçekler dünyasına girerek İslam oldu” (s.274)</p>
<p>Uluhiyyet hakkında canlı bir tasavvuru içerisinde barındıran Hristiyanlık, bu olguyu bir zümrenin tekmil şuuruna tevdi ettirerek iki cihanı kuşatan ulvî soluğundan mahrum bırakılmış, sekülerlik zırhına bürünerek din olma vasfından çıkarılmıştır. Böylesi bir düzensizlik, dinin yerine saf aklı idame ettirmek sureti ile insanı madde eline vermiş ve yine aynı insanı madde eliyle köleleştirmiştir. Helvadan putlar yerini birkaç asır sonra hammadde değişikliği ile demire bırakmıştır.</p>
<p><strong>Aliya: “Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır…!”</strong><br />
İnsanı insan yapan en önemli yeti olan aklı kendi ideolojilerine kurban etmekten çekinmeyen Batılı düşünürler insanın doğasında bulunan hakikate ulaşma temayülünü ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır. Aydınlanma ve daha sonrasında modernleşme tasavvurlarının ilahi temelli her şeye meydan okuyan, insanı merkez alan ve öte kavramını yok etmeyi amaçlayan sekülerleşme gayretleri; Michelangelo tarafından kilise tavanlarına yapılan tasvirlerle, Shakespare’nin dramlarıyla (Bkz. Doğu ve Batı Arasında İslam, s.33)ortaya koydukları aşkın’ı ortadan kaldırma adına ilk önce aklın namusunu kirletmişlerdir. Hz. Peygamber’in (sav) “Allah akıldan daha üstün ve şerefli bir mahluk yaratmamıştır” buyurmaktadır. Dini yükümlülüklerin temelinde bulunması elzem olan akıl, kişisel ibadetten gerekse riyasete kadar doğrudan İslam’ın muhatap aldığı en önemli olguyu temsil eder. Bu, ilk bakışta pozitivist bir yaklaşım olarak gözükse de aklın sınırlarının yine İslam tarafından belirlendiğinin bilgisi ile bu düşünce geçerliliğini kaybetmektedir. İsra Suresi 85. ayeti “…De ki: ‘Ruh Rabbimin emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir’” şeklindedir ve bu ayet maddenin manayı anlamasındaki kısıtlılığının Allah tarafından ifadelendirilmesidir. Yine yukarıda bahsettiğimiz gibi büyük sanatkârların, düşünürlerin sonsuzluğu ve ötelerin ötesini sorgulamaları sonucu ortaya çıkardıkları büyük eserler dahi salt aklın anlamsızlığının bir göstergesi olmaktadır. İçe dönük olmayan bir sanattan bahsedilemeyeceğini vurgulayan Aliya “Sanat bilgi değil, idraktir” derken zahir-batın ayrımını göstermektedir. Dolayısıyla buradan da Batı’ya ait zahiri teşebbüsler ve Doğu’da var olan Batınî temayüllerin İslam’da mecz olması ile üçüncü bir yolun varolduğu/olması gerektiği kanıtlanmış olmaktadır.</p>
<p>İslam, hiç şüphesiz Doğu ve Batı’yı kuşattığı gibi geçmiş, gelecek, ezel ve ebedide kucaklayan; zahiri ve batinî tüm güzellikleri bünyesinde barındıran Allah indindeki tek dindir. Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle demektedir: “ ‘Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir’ dedi Musa ” (Şuara Suresi, 28). Aklın sınırlarını kavrayan ve içsel dönüşümünü gerçekleştir(e)meyen bir bireyin varlık sebebi hakkında yanılgılara düşeceğini, sorunun kaynağını insanın kendini bilmesi ve kendini salt akıldan ziyade inançla gerçekleştirmesi gerektiğini defaatle bildiren Aliya, Bosna’nın acı ve hüzün dolu ikliminden İslam’ın kutlu soluğunu tüm cihana duyurmaya muvaffak olmuş bilge bir liderdir. O, Bosna Savaşı (!) ile popülaritesi artan bir siyaset adamı değil, bir devre inanç, hoşgörü ve ayakta kalabilme cesareti aşılayan, Bosna penceresinden İslam diyarlarına nüfuz eden, gördüğü bunalımlara çözüm derleyen şahsiyetli fikir adamıdır. Ülkesinin kurtuluşu için çalışırken, İslam coğrafyasında mevcut olan bunalım ve kargaşalara da alternatif kurtuluş formülleri üreten ender bir mütefekkirdir.</p>
<p>“Bana yeniden hayat önerilseydi, reddederdim. Ancak, yeniden doğmak zorunda kalsaydım, kendi hayatımı seçerdim.” diyen ve çok sevdiği ülkesinin özgür topraklarında yatan Aliya İzzetbegoviç’i rahmetle yad ediyoruz…</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kaynakça                                                                                                                                                                                                                                                                        :</span></p>
<ol>
<li>Aliya İzzetbegoviç, Yerli Düşünce Aylık Fikir Dergisi 2008</li>
<li>Elmalı Hamdi Yazır&#8221;, Hak Dini Kur&#8217;an Dili&#8221;, Hikmet Neşriyat Yayınları.</li>
<li>Aliya İzzetbegoviç, &#8220;Doğu ve Batı arasında İslam&#8221;, Nehir Yayınları 1994</li>
<li>Aliya İzzetbegoviç,&#8221;Konuşmalar&#8221;, Klasik Yayınları 2003</li>
<li>Aliya İzzetbegoviç,  II. Endülüs&#8217;e Geçit Vermeyen Adam&#8221;, Vakit 2003</li>
<li>Aliya İzzetbegoviç, &#8220;Özgürlüğe Kaçışım&#8221;, Klasik Yayınları 2005</li>
<li>Aliya İzzetbegoviç, &#8220;İslam deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları&#8221;, Fide Yayınları 2007</li>
<li>Mehmet ÖZAY, &#8220;Sekülerleşme ve Din&#8221;, İz Yayıncılık 2007</li>
<li>İmam-ı Gazali &#8220;İhya&#8217;u Ulum&#8217;id Din&#8221;, Hikmet Neşriyat Yayınları</li>
<li>Ali Çimen &#8220;Tarihi Değiştiren Olaylar&#8221;, Timaş Yayıncılık 2007</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/dogu-ve-bati-arasindaki-ozgurluk-savascisi-aliya-izzetbegovic/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmedinejat&#8217;ın Cenevre Irkçılık Konferansındaki Konuşması</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/ahmedinejatin-cenevre-irkcilik-konferandindaki-konusmasi</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/ahmedinejatin-cenevre-irkcilik-konferandindaki-konusmasi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 01:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Siyaset - Politika]]></category>

		<category><![CDATA[ahmedinejad'ın cenevredeki konuşması]]></category>

		<category><![CDATA[ahmedinejat]]></category>

		<category><![CDATA[cenevre]]></category>

		<category><![CDATA[ırkçılık konferansı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[ Bismillahirrahmanirrahim  Elhamdulillahi Rabbi&#8217;l âlemin, vesselâtu vesselâmu alâ Resulinâ ve Nebbiyyinâ Muhammed ve âlihi&#8217;t tâhirin ve eshâbihi&#8217;l muntecebîn  “Allahümme accil liveliyikel ferec&#8230;”  Hamd ve şükür adil ve şefkatli olan ve kullarının iyiliğini isteyen Allah’a mahsustur.  Allah’ın selamı hepsi de tevhid, kardeşlik, muhabbet ve insani kerametin davetçileri olan Hazreti Adem’den Nuh, İbrahim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" style="border: 2px solid black; margin: 10px;" src="http://www.referansgazetesi.com/includes/aspx/page/resim.aspx?hbr=103354&amp;w=281&amp;h=137" alt="" width="281" height="137" /> Bismillahirrahmanirrahim  Elhamdulillahi Rabbi&#8217;l âlemin, vesselâtu vesselâmu alâ Resulinâ ve Nebbiyyinâ Muhammed ve âlihi&#8217;t tâhirin ve eshâbihi&#8217;l muntecebîn  “Allahümme accil liveliyikel ferec&#8230;”  Hamd ve şükür adil ve şefkatli olan ve kullarının iyiliğini isteyen Allah’a mahsustur.  Allah’ın selamı hepsi de tevhid, kardeşlik, muhabbet ve insani kerametin davetçileri olan Hazreti Adem’den Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s) dek bütün enbiyanın üzerine olsun…  Sayın başkan,  BM’in muhterem genel sekreteri  İnsan Hakları Komisyonu, baylar ve bayanlar;  Durban’daki ırkçılıkla mücadele konferansının devamında fiili durumumuzu incelemek, bu kutsal ve insani mücadelede pratik çözümler aramak için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Son birkaç yüzyıl içersindeki hadiselerde insanlığa büyük zulümler edildi. Ortaçağda bilginler ve düşünürler ölüme mahkum ediliyorlardı, sonra da kölecilik ve köle ticareti yapmak, günahsız insanları avlamak ve bu insanların milyonlarcasını evlerinden kopararak en kötü şartlar altında Avrupa ve Amerika’ya taşımak revaç buldu.  Bu karanlık devre toprakların işgal edilmesi, kaynakların yağmalanması ve günahsız insanların avare edilmesiyle doluydu. Yıllar geçti ve milletler pahalıya mal olan ve milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan kıyamları sonucu işgalcileri ülkelerinden attılar ve bağımsız ve milli hükümetler tesis ettiler.  Güç talepçileri kısa bir zaman aralığıyla Avrupa ve Asya’nın bir kısmının boynuna iki büyük dünya savaşı yüklediler ve bu savaşların sonucunda yaklaşık 100 milyon insan öldü, yurtlar viran oldu ve savaşın galipleri kendilerini dünya fatihi ve diğer halkları da mağlup saydılar ve zalimane kanunlarını yürürlüğe sokarak milletlerin haklarını görmezden gelip ayaklar altına aldılar.  Hanımlar, Beyler,  BM Güvenlik Şurası Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının mirasının sonucu ortaya çıkmıştır, Bakın, onlar hangi hakla kendileri için veto ayrıcalığına inanıyorlar. Bu mantık hangi insani ve ilahi değerlerle uyumludur? Adalet ve kanun karşısında eşitlikle, insanın yüceliğiyle mi; yoksa adaletsizlik, insan haklarının ihlali ve ülkelerin ve halkların çoğunluğunun tehdit edilmesi ile mi uyumlu? Bu Şura dünya barışının ve emniyetinin sağlanması için en üst karar alıcı merciidir.  Kanuni bir hak ihlali olduğu zaman veya kanunun kökeni adalet ve hak yerine güce dayanırsa, adalet ve barış beklemek nasıl mümkün olabilir? Güç talebi ve kendine tapıcılık; ırkçılık, adaletsizlik, tecavüz ve zulmün kökeninde yatan ana nedendir. Bugünkü ırkçıların çoğu söylemde ırkçılığı mahkum etseler de, sadece birkaç ülke kendi teşhisleri ve çıkarları uyarınca diğer ülkeler adına karar alabildiği için bütün insani değerleri ve kanunları çiğneyebiliyorlar ve nitekim de öyle ettiler.  İkinci Dünya Savaşından sonra Yahudilerin kurban edildikleri bahanesi ve Holokost’tun suistifade edilmesi suretiyle, saldırganlıkla ve ordular göndererek bir milleti avare ettiler ve Avrupa, Amerika ve diğer ülkelerden göçmenleri bu insanların topraklarına taşıdılar. Tamamen ırkçı bir rejimi Filistin’in işgal edilmiş topraklarında kurdular böylece ve Avrupa’daki ırkçılığın darbelerini telafi etmek için başka bir bölgede, yani Filistin’de en sert ırkçılığı hakim ettiler.  Güvenlik Şurası bu gasıp rejimi sağlamlaştırdı ve onu altmış yıl boyunca savunarak gasıpların ellerinin bütün cinayetleri için açık olmasına neden oldular. Bundan da kötüsü, pak insanların vicdanları Gazze’de gerçekleşen bombardıman, işgal ve katliamlardan rahatsız olmasına rağmen bazı batılı devletler ve Amerika bu soykırımcı ırkçıları korumakla vazifeli görüyor kendisini. Bundan önce de bu rejimin bütün rezillikleri karşısında susmuşlardı.  Aziz dostlar, hanımlar ve beyler,  Amerika’nın Irak’a saldırısının veya Afganistan’a büyük bir ordu gönderilmesinin nedeni neydi? Acaba Amerika’nın o zamanki hükümetinin bencilliği ve servet ve kudret sahiplerinin nüfuz ve sultası, silah üreticilerinin çıkarları için binlerce yıllık bir kültürün ve bölge ülkelerinin Siyonist rejim karşısındaki fiili veya potansiyel tehlikelerinin etkisiz kılınması ve Irak halkının enerji kaynaklarının yağmalanmasından başka bir nedeni mi vardı?  Evet, gerçekten bir milyon insan niye öldürüldü ve yaralandı ve milyonlarcası avare oldu? Irak halkına milyarlarca dolar zarar niçin verildi, Amerika’nın ve müttefiklerinin halklarının hazinesine yüz milyarlarca dolar savaş masrafı niçin yüklendi? Acaba Irak saldırısı Siyonistlerin ve onların Amerikan yönetimindeki müttefiklerinin planlaması –ki bunlar bir taraftan koltuklarına yaslanmışlarken diğer yandan da silah şirketlerine sahipler- sonucu gerçekleşmemiş miydi? Acaba Afganistan’a asker göndererek bu ülkedeki barış, emniyet ve refahı mı arttırmış oldular?  Amerikalılar ve müttefikleri uyuşturucu madde üretiminin bile önüne geçemediler, kendi dönemlerinde bu üretim birkaç kat arttı. Asıl soru burada, Amerikan hükümeti ve müttefikleri ne yapıyordu o zaman? Acaba dünya milletlerinin temsilcileri miydiler? Halklar mı seçmiş onları? Dünya halklarından dünyanın her yerine -tabii çoğunlukla da bizim bölgelerimize- karışmaları için vekalet mi almışlar? Acaba Irak ve Afganistan’ın işgali bencillik, ırkçılık, ayrımcılık ve halkların izzet, bağımsızlık ve özgürlüklerinin ayaklar altına alınması anlamına gelmiyor mu?  Dünyanın krizdeki ekonomisinin gerçek sorumluları kimlerdir? Bu kriz nereden kaynaklanmıştır? Afrika veya Asya’dan mı doğmuş yoksa önce Amerika’dan başlayıp sonra Avrupa’ya ve oradan da müttefiklerine mi sirayet etmiş?  Uzun yıllar boyunca adil olmayan iktisadi kuralları siyasi kudrete dayanarak insanlığa zorunlu kıldılar; para ve finans sistemini uluslarası toplumun görüşlerini dikkate almadan kurdular ve diğer milletlerin boynuna yüklediler. Onlar kendi halklarına bile fikir bildirme hakkı tanımadılar ve ahlakı ilişkilerden dışlayarak bütün kuralları servet ve güç sahiplerinin faydasına tanzim ettiler; <span id="more-204"></span>serbest piyasa ve rekabeti de kendileri tanımlayarak pek çok fırsatı diğerlerinden uzaklaştırmakla kalmayıp kendi sorunlarını da onlara yıktılar. Bugün bu krizin şiddeti, on binlerce milyar dolar borç ve binlerce dolar bütçe açığı olarak kendilerine geri döndü.  Bugün de durumu kurtarmak için karşılıksız paraları -aslında kendi vatandaşlarının ve diğer milletlerin cebinden bankalara, şirketlere ve sermaye piyasalarına milyarlarca dolar olarak aktarmak şekliyle- pompalamaya başladılar ve kendi halklarını bir kez daha borçlandırarak meseleyi daha da zorlaştırmış oldular. Bu kişiler kendi servetlerinin ve güçlerinin peşindeler, diğer milletlerin ve hatta kendi halklarının gözlerinde zerre değeri yok.  Sayın başkan, hanımlar ve beyler  Irkçılığın asıl nedeni insanın seçkin bir yaratık olarak kendi hakikatini derk edememesi ve asıl insani hayatın çizgisinden inhiraf göstermesidir. Allah’a bilinçli ibadetten, hayatın felsefesi üzerinde düşünmekten ve bunun doğal sonucu olan insani ve ilahi değerlere bağlılık olan insanın kemal yolundan gaflet; insanın bakış ufkunun alçalmasına ve hareket amacının sadece çabucak geçen sınırlı çıkarları olmasına neden olmuştur. Böylece şeytan sıfatlı güçler şekillenmiş ve diğerlerinin rüşde ermesi için gereken adilane fırsatları ellerinden alarak olabilecek olan en çirkin ırkçılığı oluşturmuşlardır ve bu durum, bugün dünya barışını tehdit eden en büyük amildir.  Şüphesiz ırkçılığı tarihin derinlerine kök salan cehaletin göstergesi ve genelin rüşdü önündeki katılık olarak görmek mümkün, bu yüzden ırkçılığın cilvelerini bilgi yoksulluğu ve anlayış kıtlığına maruz olan toplumlarda yaygın olarak görüyoruz. Bundan dolayı, bu tezahür ile mücadele etmek genelin, insanoğlunun ve dünyanın varoluşsal hakikatine olan bilgisini ve anlayışını arttırmayı gerektirir ve bu da manevi ve ahlaki değerlere, insani faziletlere ve Allah’a dönmekle olur ancak. Dünya toplumu geniş kapsamlı kültürel bir akımla, bazı sorunlu ve elbette geri kalmış toplumlarda toplu bir hareket gerçekleştirmeli ve bu çirkin tezahürü süratle ortadan kaldırmalıdır.  Siz aziz dostlar,  Bugün insanlık camiası öyle bir ırkçılıkla yüz yüze gelmiştir ki bunun çirkinliği, insanlık haysiyetini 3. bin yılın başlangıcında ciddi bir şekilde zedelemiş ve insanlığı utandırmıştır. Küresel Siyonizm ırkçılığın en belirgin bir öneğidir ve yalandan dine sarılarak, bu duyguları sömürmeye ve bazı habersiz insanlardan çirkin yüzünü gizlemeye çalışmaktadır. Üzerine ciddi eğilinmesi gereken şey bazı büyük güçlerin ve geniş imkanlara sahip olan dünya akımlarının; iktisadi imkanlarından, siyasi nüfuzlarından ve geniş medya ağından yararlanarak Siyonist rejimin cinayetlerinin çirkinliğini azaltma amaçlı hedefleridir.  Burada asıl mesele cehalet değil, dolayısıyla bu olgu ile mücadele etmek için kültürel alanda adım atmakla yetinilmemelidir, yapılması gereken, Siyonistlerin ve onların hamilerinin uluslararası alandaki siyasi araçları kötüye kullanmalarına son verilmesini ve bu ırkçılığın ortadan kaldırılmasını isteyen milletleri açıkça cezp ederek cesur bir şekilde uluslararası ilişkilerin ıslahı yolunda adım atmamızdır.  Şüphesiz hepiniz bu önemli toplantının işlevini saptırmak için hareket eden bazı küresel teşkilatların faaliyetlerinden haberdarsınız. Maalesef edebiyat Siyonistlerin cinayetlerine ortak olarak onları savunmakta ve bu durum, halkın değerli temsilcilerinin Siyonistlerin suçlarını ifşaya dönük sorumluluklarını arttırıyor. Şunu bilmeliyiz ki bu toplantıyı asli görevinden saptırmak da başka çirkin bir ırkçılığın yoluna devam etmesine yardım etmek anlamına gelecektir.  Günümüzde insan haklarını savunmanın gerektirdiği şey dünyanın önemli karar alma süreçlerinde milletlerin diğer büyük güçlerin tesirinde olmadan rol almalarını savunmak ve ikinci olarak da bu küresel teşkilatların yapısında ıslah yoluna gitmektir.  Bu açıdan bu oturum büyük bir imtihan sahnesidir ve dünya kamuoyu bugün veya yarın hakkımızda hüküm verecektir.  Sayın başkan, hanımlar ve beyler,  Dünyanın şartları hızla esaslı değişimlerin yönüne doğru gitmektedir. Güç ilişkileri çok kırılgan olmuştur. KÜRESEL ZULMÜN SÜTUNLARININ ÇATIRDAMA SESLERİ GELMEKTEDİR KULAKLARA. Büyük siyasi ve iktisadi yapılar çökmektedir. Siyasi ve güvenlik krizleri de derinleşiyor. Ufukta hiçbir çözümü gözükmeyen bu küresel krizin giderek yayılması da önümüzdeki süreçte gerçekleşecek olan çok boyutlu değişimi fazlasıyla ilginç kılmaktadır.  Ben defalarca dünyanın idaresine musallat olan güçlerin gittikleri yanlış yönden geri dönmeleri gerektiğini söyledim ve bunun ertelenmesinin olumsuz sonuçları konusunda uyarılarda bulundum. Şimdi de bu önemli toplantıda siz yöneticilere, düşünürlere ve barışa, özgürlüğe, ilerlemeye ve refaha susayan bütün dünya halklarına arz ediyorum ki dünyaya musallat olan adaletsiz yönetim artık yolunun sonuna gelmiştir.  Bu çıkmaz, bu yönetim mantığının zalimane olmasından dolayı kaçınılmaz idi, çünkü dünyanın hareket mantığı yüce, hedefi olan, insan merkezli ve Allah’ı arayan bir harekettir. Bu hareket, halkların çıkarına olmayan her siyaset ve programın karşısındadır.  Hakkın batıl karşısındaki zaferi, insanlığın aydınlık geleceği ve bütün dünyada adilane bir düzenin tesis edilecek olması Allah’ın ve tüm peygamberlerin vaadi ve bütün insan kuşaklarının ve toplumlarının ortak tarihi ümididir. Böylesi bir geleceğin gerçekleşmesi yaratılıştaki hikmetin gereği ve Allah’a iman etmiş bütün mümin kalplerin kabulü ve insan için çok değerli bir makamdır.  Evrensel toplum yapısının yavaş yavaş şekillenmesi ve ortak insanlık nizamının gerçekleşmesi ve en sonunda da düşünürlerin, idarecilerin ve dünya halklarının önemli kararların alınmasında etkin ve adilane bir şekilde rol alması bu büyük amaçtaki zorunlu yoldur. Bugün, bilimsel ve teknolojik gelişmişlik, iletişim ve bilgi alanındaki keşifler küresel dünyanın tasavvur edilmesinde yaygın ve ortak bir kabülün oluşmasına neden olmuştur ve ortak nizamın gerçekleşmesi için gereken yolun önünü açmıştır.  Bugün bu büyük sorumluluk dünyanın dört yanındaki bilginlere, düşünürlere ve idarecilere aittir, ta ki bu yola iman ile kaçınılmaz tarihi rollerini ifa etsinler. Şimdi şu hakikati de vurgulamak istiyorum, batı kapitalizmi de tıpkı komünizm gibi insanı ve toplumu olduğu gibi göremediğinden ve kendi uydurduğu amacı ve yolu insanlığa dayatmak istediği ve insani ve ilahi değerlere bağlılık, adalet, özgürlük, aşk, muhabbet ve kardeşliğe teveccüh etmek yerine maddi ve bireysel çıkarları elde etme amaçlı sert rekabeti temel kabul ettiği için yolunun sonuna gelmiştir.  Şimdi geçmişten ibret alarak ve yolumuzu ve günümüz şartlarını ıslah etmenin gerekliliğini de derk ederek çok yönlü bir çaba göstermemiz gerekiyor. Burada, konuşmamın sonunda herkesin dikkatini iki noktaya çekmek istiyorum.  1) Dünyanın halihazırdaki durumunu düzeltmek mümkündür. Fakat şurası bilinmelidir ki bu iş bütün devletlerin ve milletlerin işbirliği olmadan gerçekleşemez. Bundan dolayı bütün dünyanın işbirliğinin doğuracağı ortak kapasiteden yararlanılmalıdır ve bendenin bu oturumda yer alması bu önemli meseleye önem vermemden ve insan hakları ve ırkçılık karşısında mazlum milletlerin haklarının korunmasına siz değerli düşünürlerle birlikte katılmak arzumdan dolayıdır.  2) Uluslararası kültür, siyaset ve ekonomik kuruluşlardan etkili bir şekilde yararlanılamamasını ele alışın ilahi ve insani değerlerin ışığında ve insanı doğru ve gerçek bir şekilde tahlil etmekle olabileceği; ve dünyadaki bütün insanların hakkına değer verme ve geçmişte yapılan hataları itiraf ederek bakışımızı ve eylemlerimizi değiştirme gibi adımlarla dünyadaki mevcut düzeni değiştirmeye çalışmak. Bu bağlamda da, Güvenlik Şurası’nın yapısında hızlı bir değişime gitmek, veto hakkının ortadan kaldırılması ve dünyanın askeri ve ekonomik nizamında değişiklik yapmak gündeme alınmalıdır. Değişimde acelenin zorunlu olduğunun derkinde yapılacak eksiklik, değişikliğin maliyetini daha da arttıracaktır.  Aziz dostlarım,  Şunu bilin ki adalet ve insanlığın izzeti yönünde hareket etmek suyun yönünde hareket etmek gibidir. Aşk ve sevgi iksirini unutmayalım. İnsanlığın aydınlık geleceğinin kesinliği bizi daha ümitli ve bilinçli yapacak olan değerli bir sermayedir, ta ki böylelikle aşk ve nimet dolu ve yoksulluk ve nefretten uzak bir dünya ve İnsan-ı Kamil’in salih yönetimi için çaba gösterelim. Gelin hepimiz bu büyük işte büyük bir pay sahibi olalım.  O aydınlık ve güzel günün ümidiyle…  Hepinize dinleme sabrı gösterdiğiniz için teşekkürlerimi sunuyorum…  Muvaffak ve başı dik olunuz her zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/ahmedinejatin-cenevre-irkcilik-konferandindaki-konusmasi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu bayram gününe binaen bir şiir</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/bu-bayram-gunune-binaen-bir-siir</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/bu-bayram-gunune-binaen-bir-siir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 11:56:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[Şiirsel]]></category>

		<category><![CDATA[bayram]]></category>

		<category><![CDATA[bayram konulu şiir]]></category>

		<category><![CDATA[bu gün]]></category>

		<category><![CDATA[bugün bayram]]></category>

		<category><![CDATA[ramazan]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Güneş yükselmeden kuşluk yerine
bir adam döndü evine
oturdu sessizce yer minderine
kızı bayram dedi yalın ayaklı
adam bayram dedi tam ağlamaklı
el öpüldükçe içi burkuldu
konuşmak istedi dili tutuldu
güç bela ağzından bir &#8220;offf&#8221; kurtuldu
oğlu bayram dedi sırtı yamalı
adam &#8220;hee yaa&#8221; dedi gözü kapalı
düşündü kış yakın, evde odun yok
tenekede yağ yok, çuvalda odun yok
yok yoka karışmış, tuz yok, sabun yok
avrat bayram [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin-left: 5px; margin-right: 5px;" src="http://img148.imageshack.us/img148/5241/155de.jpg" alt="" width="310" height="556" />Güneş yükselmeden kuşluk yerine<br />
bir adam döndü evine<br />
oturdu sessizce yer minderine<br />
kızı bayram dedi yalın ayaklı<br />
adam bayram dedi tam ağlamaklı</p>
<p>el öpüldükçe içi burkuldu<br />
konuşmak istedi dili tutuldu<br />
güç bela ağzından bir &#8220;offf&#8221; kurtuldu<br />
oğlu bayram dedi sırtı yamalı<br />
adam &#8220;hee yaa&#8221; dedi gözü kapalı</p>
<p>düşündü kış yakın, evde odun yok<br />
tenekede yağ yok, çuvalda odun yok<br />
yok yoka karışmış, tuz yok, sabun yok<br />
avrat bayram dedi, eğdi başını<br />
adam evet dedi sıktı dişini</p>
<p>çalışsan ne iş var, ne cepte para<br />
dağ oldu içinde büyüyen yara<br />
dikti gözlerini karşı duvara<br />
takvim bayram dedi, silindi yazı<br />
adam &#8220;öyle&#8221; dedi, bağrında sızı</p>
<p>dönderse yüzünü her hangi dosta<br />
yaralı, gariban, dul, yetim, hasta<br />
günler, aylar, yıllar erirken yasta<br />
yer gük bayram dedi ağzını açtı<br />
adam bayram dedi evinden kaçtı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/bu-bayram-gunune-binaen-bir-siir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
