<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>This Is A Blog</title>
	<atom:link href="http://www.thisisablog.biz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.thisisablog.biz</link>
	<description>evet evet bu bir blogdur</description>
	<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 11:05:12 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Faşizme Karşı Kendini Yakan Keşiş</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/fasizme-karsi-kendini-yakan-kesis</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/fasizme-karsi-kendini-yakan-kesis#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 13:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tarih Yazanlar]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[1963]]></category>

		<category><![CDATA[eylem]]></category>

		<category><![CDATA[faşist]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<category><![CDATA[güney vietnam]]></category>

		<category><![CDATA[intihar]]></category>

		<category><![CDATA[kendini yakma]]></category>

		<category><![CDATA[protesto]]></category>

		<category><![CDATA[Thích Quảng Đức]]></category>

		<category><![CDATA[vietnam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=427</guid>
		<description><![CDATA[
Thích Quảng Đức 1963 Yılında Güney Vietnam&#8217;daki faşist rejimin baskılarını protesto etmek için kendini yakarak bir eylem gerçekleştirdi. Vücudu alevler içinde yanarken ne kıpırdadı, nede bir ses çıkardı. Bu direniş anının fotoğrafı tüm dünyayı dolaştı ve rejimin bazı konularda geri adımlar atmasına yol açtı. O günlerde başka rahipler de Thích Quảng Đức&#8217;un örneğini izleyerek kendilerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://player.vimeo.com/video/14543799?portrait=0&amp;color=ff0051" width="560" height="420" frameborder="0"></iframe></p>
<p>Thích Quảng Đức 1963 Yılında Güney Vietnam&#8217;daki faşist rejimin baskılarını protesto etmek için kendini yakarak bir eylem gerçekleştirdi. Vücudu alevler içinde yanarken ne kıpırdadı, nede bir ses çıkardı. Bu direniş anının fotoğrafı tüm dünyayı dolaştı ve rejimin bazı konularda geri adımlar atmasına yol açtı. O günlerde başka rahipler de Thích Quảng Đức&#8217;un örneğini izleyerek kendilerini yaktılar. Komünistler de faşist ve Amerikan işbirlikçisi lider Ngo Dinh Diem&#8217;e o yıllarda silahlı bir saldırı düzenlemişlerdi, ama <span id="more-427"></span>Diem kurtulmuştu. Rahibin eyleminin pulitzer ödülü alan fotoğrafı 1992&#8242;de de Rage Against The Machine&#8217;in albüm kapağı olmuştu. Rahibin eylemi ve eylemin fotoğrafı en güçlü direniş görüntülerinden biri olarak tarihe geçti&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/fasizme-karsi-kendini-yakan-kesis/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmur ve Golha</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/yagmur-ve-golha</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/yagmur-ve-golha#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 08:44:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[
Fatıma Zehra Farid Farjad&#8217;ın &#8216;Golha&#8217;sını yağmurda ıslatmış. Çok da güzel omuş. Teşekkürler Fatıma! Sevgiyle selamlar!
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="560" height="448"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13262245&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=00ADEF&amp;fullscreen=1" /><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=13262245&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=00ADEF&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="560" height="448"></embed></object>
<p>Fatıma Zehra Farid Farjad&#8217;ın &#8216;Golha&#8217;sını yağmurda ıslatmış. Çok da güzel omuş. Teşekkürler Fatıma! Sevgiyle selamlar!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/yagmur-ve-golha/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal&#8217;in İran’a özendiği günlerden eksen kaymasına</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/ataturk%e2%80%99un-iran%e2%80%99a-ozentisi-ve-eksen-kaymasi</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/ataturk%e2%80%99un-iran%e2%80%99a-ozentisi-ve-eksen-kaymasi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jun 2010 07:39:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Siyaset - Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkün iran hayranlığı]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkün irana özentisi]]></category>

		<category><![CDATA[eksen kayması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=416</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal&#8217;in İran Şah&#8217;ı ile konuşması

Bizim tarih bilmez köksüzler, Türkiye’de İran özentisinin Şubat 1979’daki Humeyni devrimi ile başladığını sanırlar.
Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasındaki çekişmelere kadar uzanmayacağım. İran’daki Şii yönetime özenen ve öyle bir devlet özlemiyle yanan Pir Sultan Abdal’ın “Ben de bu yayladan Şah’a giderim” dönemine kadar gitmenin de bir anlamı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mustafa Kemal&#8217;in İran Şah&#8217;ı ile konuşması</strong><br />
<embed src="http://www.youtube.com/v/6ql0Oe42Nk8&#038;hl=en_US&#038;fs=1&#038;rel=0&#038;border=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="560" height="450"></embed></p>
<p>Bizim tarih bilmez köksüzler, Türkiye’de İran özentisinin Şubat 1979’daki Humeyni devrimi ile başladığını sanırlar.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim ile Safevi hükümdarı Şah İsmail arasındaki çekişmelere kadar uzanmayacağım. İran’daki Şii yönetime özenen ve öyle bir devlet özlemiyle yanan Pir Sultan Abdal’ın “Ben de bu yayladan Şah’a giderim” dönemine kadar gitmenin de bir anlamı yok sanırım.</p>
<p>İki hükümdarın, sonunda 23 Ağustos 1514’te karşı karşıya gelip kozlarını paylaştıkları Çaldıran muharebesinde Şah İsmail’in tahtını savaş meydanında bırakıp kaçması ile bu rekabetin bittiğini düşünenler külliyen yanılıyorlar.</p>
<p>Bizim akl-ı evvellerin İran’ı “Molla rejimi” diye bir kalemde silmeye çalışmalarına da bakmayın siz. İran modernleşmeye nerede ise bizimle başlamıştı. Hatta bir çok alanda bizden daha önde gittiler.</p>
<p>1796 yılında İran’da kurulan Kaçarlar, Şii Türkmen soylu bir hanedan idi. Dahası, 1925 yılında Pehlevi ailesi iktidarı ele geçirinceye kadar devam etti.</p>
<p>1836’dan itibaren İngiltere’nin etkisini İran’da artırmaya başlaması üzerine toplumda bu ülkeye karşı bir tepki yeşermeye başladı. 1870’lerde ekonominin iflas noktasına gelmesi ile İstanbul’da yayınlanan Akhtar gazetesinde çıkan bir haber, İranlı aydınları ateşledi. Haberde, tütün üretim ve satım hakkının 50 yıllığına İngiltere’ye verildiği yer alıyordu. Aydınlar 1890’da çıkan bu haberden sonra örgütlenmeye başladılar.</p>
<p>1896’da hükümdar olan Nasreddin Şah’ın oğlu, Muzafereddin Şah toplumdaki tepkileri dindiremedi. Toplumdan yükselen liberalizm ve meşrutiyet taleplerine fazla direnemedi.</p>
<p>Ekim 1906’da başlayan olaylar, sonunda 1 Ocak 1907’de Meclis-i Şûrâ-yi Millî’nin açılması ile neticelendi. İşte bu dönemde, II. Abdülhamid’e karşı İttihat Terakki’yi kurmuş olan Osmanlı aydınlarının nazarında İran örnek bir ülke haline geldi.</p>
<p>Mustafa Kemal de İttihat Terakki içinde olduğu o dönemde tam bir İran hayranı olup çıktı. Arkadaşlarına tam İran’daki gibi bir hareket başlatılması gerektiğini anlattı durdu.</p>
<p>Bir dakika. Öyle hop oturup hop kalkmayın. Bu anlattıklarımı sizin akredite isimleriniz yazmazsa inanmazsınız biliyorum.</p>
<p>Atatürk’ün Nutuk’undan başka tarih kitabı, onu marka yapan yakın dostu Falih Rıfkı’dan da başka yazar tanımazsınız siz.</p>
<p>Sizin inanabilmeniz için, ya da “doğru” diyebilmeniz için bir konunun ya Nutuk’ta geçmesi gerekir, ya da “Mutat zevat”tan birinin yazması gerekir.</p>
<p>İşte ben de o yıllarda Mustafa Kemal’in tam bir İran hayranı olduğunu sizin inanabileceğiniz yere dayandırarak yazıyorum.</p>
<p>Mustafa Kemal’in Şam’da stajını tamamlayıp 25 Haziran’da kolağası olarak 5 Ordu kurmay dairesinde görev yapmaya başladığı, ardından da 27 Eylül’de 3. Ordu’ya atamasının yapıldığı dönemlerdi.<span id="more-416"></span></p>
<p>Mustafa Kemal, kendi kurduğu “Vatan ve Hürriyet” cemiyetini İttihat Terakki’ye kattığı günlerde, vatanın bütünlüğünü değil, dağılmasını savunur.</p>
<p>Yahu hemen zıplamayın öyle. Bunları ben yazmıyorum. Atatürk’ü Atatürk yaptığını öne sürdüğünüz Falih Rıfkı’nın Çankaya’sı yazıyor. İnsaf be. Hiç değilse, akredite tarihçilerinizi okuyun bari.</p>
<p>Mustafa Kemal’in nereleri kimlere vermek istediğini yazarsam yazı uzayıp gider. Onun için siz, kuru kuru Kemalistlik yapma yerine hiç değilse “onaylı isimleri” okuma cesareti gösterebilirseniz bunları görürsünüz.</p>
<p>Mustafa Kemal, İttihat Terakki’nin merkezinin bulunduğu Selanik’te Olimpos Palas, Kristal ve Yonyo’da genç subay arkadaşları ile içki içip onlara nasıl bir ihtilal yapılması gerektiğini anlatıp duruyordu.</p>
<p>Bir gün yine Olimpos’ta toplanmışlardı. Sonradan Serbest Fırka’yı kurduracağı Ali Fethi (Okyar) ve sürgünden sürgüne göndereceği Harbiye’den sınıf arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) da vardı.</p>
<p>Günler haftalar boyu, İranlı aydınların Muzafferiddin Şah’a parlamentoyu açtırdıkları ve meşrutiyeti ilan ettiklerini konuştular. Osmanlı aydınlarının da aynı yoldan gitmeleri gerektiğine inandıklarını birbirleriyle paylaştılar.</p>
<p>***</p>
<p>Girizgah bahsini çok uzattığımın farkındayım.</p>
<p>Bugün Türkiye’nin ekseninin kaydığını öne sürenler, daha dün denebilecek tarihte yani 1979 devrimi sonrasında “Türkiye İran gibi olacağı” iddiasını gündemde tuttular. “Türkiye’ye molla rejimi” getirileceği korkusunu saldılar.</p>
<p>Oysa komşularını “molla” diye küçümseyerek eleştirenlerin, karşılarındakine de kendi rejimlerine hakaret etme hakkı verdiklerini akıllarına getirmediler. İsrail, Amerikan ya da Ermenistan bayrağı yakanların, muhataplarına da Türk bayrağını yakma hakkı vermeleri gibi.</p>
<p>Muhatabına kızabilirsin, yeri geldiğinde o ülke ile savaşabilirsin de… Ama onların kutsalına hakaret edersen küçülen sen olursun. Hiç düşünmeden, “Kahrolsun Amerika” derken Amerikan bayrağını yakmada beis görmediler.</p>
<p>Kundakçı protestocular, yaktıkları ülkenin bayrağı ile birlikte kendi bayrağının değerini düşürdüklerini akıllarına getirmek istemediler…</p>
<p>Her ne ise… Yine konuyu dağıttığımın farkındayım. Birbiri içinden çıkan matruşka denen Rus oyuncakları var ya tıpkı onlar gibi. İnanın ki bunlar birbirinden ayrı şeyler değil.</p>
<p>Ülkede kendi dümenlerini döndürmek, kurdukları tezgahların sürmesini isteyenler, 25 yıl boyunca Türkiye’nin İran olabileceği korkusunu yaydılar.</p>
<p>İran’ın hafiften dünyaya açılmaya başlaması ile birlikte görüldü ki komşu aslında bize özeniyor. 2005’ten itibaren bu yutturmadan büyük ölçüde vazgeçildi.</p>
<p>İran’ın yerine ikame edilecek bir korku bulunmalıydı. Umacılar, bunun için dünyayı taradılar. Boşa çıkan İran korkusunun yerine koyabilecekleri heyulayı Uzakdoğu’da bulduklarını sandılar.</p>
<p>Türkiye’de AK Parti iktidarda ya. Kurdukları soygun sistemi eskisi gibi yürümediğini gördüler. Bu kez, “Türkiye Malezyalaşıyor” yutturmacasını ortaya attılar.</p>
<p>Hakim medya onların elinde. İstedikleri konuyu ortaya atıp, insanların zihinlerini bulandırmayı başarabiliyorlar. Söylenenlerin aslı varmış yokmuş ne önemi var. Maksat muhalefet olsun, maksat bu ülke insanının kafası karıştırılsın.</p>
<p>Sahi, Milliyet ve Star’ı satması, Doğan medyasının küçültülmesi vardı. Ne oldu?<br />
Bu da nerden çıktı demeyin.</p>
<p>Ne anlama geldiğini saçlar berber koltuğunda saçlar önünüze dökülmeye başladığında anlayacaksınız.</p>
<p>Dedim ya bu konular matruşka gibi…</p>
<p>Kaynaklar: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=6ql0Oe42Nk8" target="_blank">Video Youtube</a>, <a href="http://www.facebook.com/notes/haber-seyret/ataturkun-irana-ozendigi-gunlerden-eksen-kaymasina" target="_blank">Ünal TANIK</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/ataturk%e2%80%99un-iran%e2%80%99a-ozentisi-ve-eksen-kaymasi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşıyoruz vesselam</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/yasiyoruz-vesselam</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/yasiyoruz-vesselam#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 12:29:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[Yerli kültür]]></category>

		<category><![CDATA[gençlik hakkında]]></category>

		<category><![CDATA[genliğin gidişatı]]></category>

		<category><![CDATA[ihtiyar nine]]></category>

		<category><![CDATA[karadeniz]]></category>

		<category><![CDATA[laz nine]]></category>

		<category><![CDATA[ömür dediğin]]></category>

		<category><![CDATA[ömür dediğin adlı program]]></category>

		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>

		<category><![CDATA[trt 1 de yayınlanan]]></category>

		<category><![CDATA[trt1]]></category>

		<category><![CDATA[tv programı]]></category>

		<category><![CDATA[yaşlı teyze]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=383</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=11919720&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=c9ff23&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="560" height="420"></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/yasiyoruz-vesselam/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KEMALİZM=FAZŞİM&#8217;dir, İşte Kanıtı</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/kemalizfasizmin-kanitidir</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/kemalizfasizmin-kanitidir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 12:07:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gazete Küpürü]]></category>

		<category><![CDATA[Medya eleştirileri]]></category>

		<category><![CDATA[Siyaset - Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye Tarihi]]></category>

		<category><![CDATA[cumhuriyet gazetesi ve faşizm]]></category>

		<category><![CDATA[cumhuriyetten bir manşet]]></category>

		<category><![CDATA[faşist cumhuriyet gazetesi]]></category>

		<category><![CDATA[kemalist türkiyeden faşist italyaya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=388</guid>
		<description><![CDATA[“İtalya’da İtalyan milletini asrın en mütekâmil bir cemiyeti haline yükselten Faşizmin gittikçe artan takdirlerine ve muhabbetlerine mazhar olmaktan kuvvet buluyorduk. Zâhirde hatta biraz hissi bile görünebilecek olan bu mütekabil itimat ve muhabbettir ki Büyük İtalyan milleti ile inkılâpçı ve behemehal teceddüt ve itilâya azimkar Türk milleti arasında en sağlam bir dostluğa müntehi olmuş oldu. Başvekilimizin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div class="wp-caption alignnone" style="width: 560px"><img class="     " src="http://www.nasname.com/thumbnail.php?file=cmhryt_fasizm4_650744969.jpg&amp;size=article_large" alt="" width="550" /><p class="wp-caption-text">Cumhuriyet&#39;in 22 Mayıs 1932 tarihli sayısının manşeti</p></div></p>
<p><div class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><img title="İtalyan Nasyonal Faşist Parti Amblemi" src="http://www.nasname.com/files.php?file=cmhryt_fasizm3_962831175.jpg" alt="İtalyan Nasyonal Faşist Parti Amblemi" width="300" height="408" /><p class="wp-caption-text">İtalyan Nasyonal Faşist Parti Amblemi</p></div></p>
<p>“İtalya’da İtalyan milletini asrın en mütekâmil bir cemiyeti haline yükselten Faşizmin gittikçe artan takdirlerine ve muhabbetlerine mazhar olmaktan kuvvet buluyorduk. Zâhirde hatta biraz hissi bile görünebilecek olan bu mütekabil itimat ve muhabbettir ki Büyük İtalyan milleti ile inkılâpçı ve behemehal teceddüt ve itilâya azimkar Türk milleti arasında en sağlam bir dostluğa müntehi olmuş oldu. Başvekilimizin Roma’yı ziyareti bu büyük dostluğun pek tabii bir neticesi olduğu kadar onu en samimi ve en parlak şekilde tes’it edecek bir tezahürdür de. Roma’da yekdiğerini müsaraat ve hararetle sıkacak eller, mensup oldukları milletlerin selâmet ve saadetleri kadar Akdeniz’de sulh ve müsalemeti de temin edecek kudretli manivelâlardır. Bundan her iki tarafın zimamdarları ne kadar memnun ve müftehir olsalar haklıdırlar.” 22 Mayıs 1932</p>
<p>Manşetin içeriğini zenginleştirmek için hazırlanan fotoğrafta da, içerisine, Benito Mussolini’nin lideri olduğu İtalyan Nasyonal Faşist Parti’nin simgesi yerleştirilmiş, Türk Bayrağı var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/kemalizfasizmin-kanitidir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>CHP&#8217;li kadınlar isyanda :)</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/chpli-kadinlar-isyanda</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/chpli-kadinlar-isyanda#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 13:15:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>

		<category><![CDATA[Siyaset - Politika]]></category>

		<category><![CDATA[bize yarabbi şükür]]></category>

		<category><![CDATA[chp kadın kolları]]></category>

		<category><![CDATA[chp li kadınlar]]></category>

		<category><![CDATA[deniz baykal]]></category>

		<category><![CDATA[nesrin baytok]]></category>

		<category><![CDATA[şapır şupur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=385</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" style="border: 1px solid black;" src="http://www.eminimsi.com/wp-content/uploads/2010/05/ss.jpg" alt="" width="558" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/chpli-kadinlar-isyanda/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğun Kurguları</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/cocugun-kurgulari</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/cocugun-kurgulari#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 06:18:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[çocuğun kurguları]]></category>

		<category><![CDATA[ezginin günlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=379</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=11897249&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=ff005e&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="560" height="315"></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/cocugun-kurgulari/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Başka Türlü Bir Şey Benim İstediğim</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/baska-turlu-bir-sey-benim-istedigim</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/baska-turlu-bir-sey-benim-istedigim#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 May 2010 06:13:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[başka türlü bir şey]]></category>

		<category><![CDATA[nuri bilge ceylan]]></category>

		<category><![CDATA[uzak]]></category>

		<category><![CDATA[yeni türkü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=376</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=11897379&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=c7fafc&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="560" height="315"></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/baska-turlu-bir-sey-benim-istedigim/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizmin besin kaynaklarından &#8216;BENCİLLİK&#8217; üzerine</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/kapitalizmi-besleyen-bencillik-uzerine</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/kapitalizmi-besleyen-bencillik-uzerine#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 09:51:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Felsefi konular]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Siyaset - Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<category><![CDATA[balance]]></category>

		<category><![CDATA[balans]]></category>

		<category><![CDATA[bencilliğin bedeli yalnızlık]]></category>

		<category><![CDATA[bencillik ve kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[kısa film]]></category>

		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=353</guid>
		<description><![CDATA[Kapitalizmi besleyen bencilliğin nasıl dengeleri bozduğunu ve aslında bencil olanı nasıl yalnızlaştırdığını anlatan bir kısa film.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kapitalizmi besleyen bencilliğin nasıl dengeleri bozduğunu ve aslında bencil olanı nasıl yalnızlaştırdığını anlatan bir kısa film.<br />
<embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=11616043&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=00adef&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="560" height="414"></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/kapitalizmi-besleyen-bencillik-uzerine/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Danıştay Saldırısıyla ilgili detaylı olarak tüm bilgiler</title>
		<link>http://www.thisisablog.biz/danistay-saldirisinin-perde-arkasi</link>
		<comments>http://www.thisisablog.biz/danistay-saldirisinin-perde-arkasi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 09:43:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katib-ül Blog</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon dosyası]]></category>

		<category><![CDATA[Eylem planları]]></category>

		<category><![CDATA[Gazete Küpürü]]></category>

		<category><![CDATA[Medya eleştirileri]]></category>

		<category><![CDATA[alparslan arslan]]></category>

		<category><![CDATA[cinayetin detayları]]></category>

		<category><![CDATA[cinayetin perde arkası]]></category>

		<category><![CDATA[cinayetle ilgili gazete başlıkları]]></category>

		<category><![CDATA[danıştay cinayeti]]></category>

		<category><![CDATA[danıştay cinayetinin ayrıntıları]]></category>

		<category><![CDATA[danıştay saldırısı]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekonla ilişkisi]]></category>

		<category><![CDATA[gazete manşetleri]]></category>

		<category><![CDATA[nasıl oldu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.thisisablog.biz/?p=343</guid>
		<description><![CDATA[
Nasıl planlandı? Nasıl Gerçekleştirildi? Planda hangi medyaya ne gibi bir görev verildi, bu medya saldırıdan sonra ne dedi, olayı nasıl manipule etti? Saldırgan, Hürriyet&#8217;in dediği gibi &#8220;Allah&#8217;ın askeriyim&#8221; diyerek mi ateş etti? Hürriyet neden böyle bir başlık attı?

Danıştay saldırısının üzerinden 4 yıl geçti. Saldırının artık büyük bir organizasyonla yapıldığı ve darbe zeminini oluşturacak altın vuruş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><img class="alignnone" style="border: 5px solid black;" src="http://www.thisisablog.biz/wp-content/uploads/danistay-saldirisinda-hurriyet-basligi.jpg" alt="" width="550" /></strong></h3>
<h3><strong>Nasıl planlandı? Nasıl Gerçekleştirildi? Planda hangi medyaya ne gibi bir görev verildi, bu medya saldırıdan sonra ne dedi, olayı nasıl manipule etti? Saldırgan, Hürriyet&#8217;in dediği gibi &#8220;Allah&#8217;ın askeriyim&#8221; diyerek mi ateş etti? Hürriyet neden böyle bir başlık attı?</strong></h3>
<p><span id="more-343"></span></p>
<p>Danıştay saldırısının üzerinden 4 yıl geçti. Saldırının artık büyük bir organizasyonla yapıldığı ve darbe zeminini oluşturacak altın vuruş olduğu bütün yönleriyle açığa çıktı.  TÜBİTAK’ın Danıştay kameralarına düzenlenen operasyonu ortaya çıkartan raporu, tetikçinin arkasındaki organizasyonla ilgili güçlü verileri ilk kez bu kadar anlaşılır kıldı. Bugüne kadar bilinmeyen ayrıntılara da ulaşarak, darbeye zemin hazırlamak için yapılmış en planlı, en kapsamlı operasyonun; yani Ergenekon’un Altın Vuruşunu’nun perde arkasını aydınlatmak istedik. Alparslan Arslan, Tekin Irşi, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu’ndan oluşan ekip, tüm yurtta laik kesimi tehdit altında göstermek amacıyla 5, 10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerinde 3 kez İstanbul Şişli’de bulunan Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba attılar. Bu bombaların ilk ikisi patlamazken saldırılarda zarar gören de olmadı. Saldırganlara bombalar ise Alparslan Arslan’ın kaldığı Ataşehir’deki villada, Muzaffer Tekin tarafından Arslan ve Osman Yıldırım’a verildi. Tekin’in bu esnada “Bunlar Cumhuriyet Gazetesine atılacak. Rahat olun kimse ölmeyecek. O şekilde olsun. İş bitince size beşyüz bin dolar para vereceğiz. Sizin, attıracağınız kişilere vereceğiniz paraya karışmayız” dediği ifadelere ve iddianamelere yansıdı.</p>
<p><strong>İSMAİL VE ERHAN BEKLEDİ O KEŞİF YAPTI</strong></p>
<p>• Cumhuriyet gazetesine atılan üçüncü bombanın ardından 15 Mayıs 2006’da Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu ve Tekin Irşi İstanbul’da tekrar biraraya geldi. Arslan ekibe, özel bir iş nedeniyle Tekin Irşi dışında Ankara’ya gitmeyi teklif etti ve Arslan’a ait otomobille yola çıktılar. Akşam saatlerinde vardıkları Ankara’da geceyi Ulus’ta bir otelde geçirdiler. Bu yolculuk esnasında Arslan’ın sessizliği, hiçbir şey yememesi ve tavırları diğerlerinin dikkatini çekmişti ama yol arkadaşlarının ‘neyin var’ sorularına bir yanıt vermedi. 16 Mayıs 2006 saat 10.00-11:00 sularında Arslan, İsmail Sağır ve Erhan Tımuroğlu ile birlikte Danıştay’a gitti. Aracı binaya yakın bir noktaya park eden Arslan, İsmail ve Erhan’ı arabada bırakarak Danıştay 2. Daire’nin yerini keşfe çıktı. Avukat kimliği bütün kapıları açan Arslan, 2. Daire’nin Ek Bina’daki yerini ve kaçış yollarını kontrol etti. Ekip, aynı gün saat 16.00 sularında Osman Yıldırım’la buluştu. Kritik görüşmede para meselesi yüzünden tartışma çıktı. Yıldırım, İstanbul’a dönmek istedi ancak İsmail ve Erhan uzun uğraşlarla Osman’ı ikna etti, otele döndüler.</p>
<p><strong>FİZİBİLİTE EKİBİDE ARSLANDA SİLİNDİ</strong></p>
<p>• Tüm bunlar olurken Danıştay’da ilginç güvenlik zafiyetleri ortaya çıkıyordu. Önce 8 sonra da 11 Mayıs’ta güvenlik kameraları arızalandı. OYAK’tan gelen görevliler 11 Mayıs’ta güvenlik kameralarının görüntülerini kaydeden harddiski değiştirdiler. Yani saldırı öncesi kayıtlar, ilk kez 11 Mayıs’ta yok edildi. Eylemin asıl fizibilitesini yapan ekip kimlerse bulunmaları artık mümkün değildi. Planlanmayan bir gelişme yaşandı. 16 Mayıs sabahı Danıştay güvenlikçileri kameraların kayıt yapmadığını fark ettiler. OYAK’tan gelen yetkililer bu sefer harddiskleri yanlarında götürerek, güvenlik kamera sistemini tamamen devre dışı bıraktılar. Böylece Alparslan Arslan’ın o günkü keşif çalışmalarının görüntüleri  görüntülenemedi ya da görüntülendiyse de harddiskler arızalanıp teknik servis tarafından önce sökülüp sonra da geri getirilemeyecek şekilde silinince kayıtlar yok oldu. Ve güvenlik kameraları da saldırı oluncaya kadar bir daha çalışmadı. Yine büyük bir tesadüf eseri (!) Danıştay’ın yanındaki Sıhhiye Orduevi’nin yine OYAK Güvenlik’e ait kameraları da kayıt arızası vermişti. Böylece cinayet ekibini teşhis etme imkanı da böylece eşzamanlı bir tesadüf (!) eseri ortadan kalktı. Bu hamleler saldırının arkasındaki organizasyonun elinin uzunluğunu gözler önüne serdi.</p>
<p><strong>FARK EDİLİNCE HARDDİSKLERİ SÖKTÜRDÜ</strong></p>
<p>• Danıştay eylemi taşeron eylemci Osman Yıldırım ve ekibinin gerçekleştirmesi üzerine kurulmuştu. Alparslan Arslan ‘B Planı’ydı. Yıldırım’ın eylemden para ve risk sebepleriyle son anda vazgeçmesi üzerine Arslan eylemi yapmak zorunda kaldı. Bu riski göze aldı ama tedbiri de elden bırakmadı. Danıştay eyleminden sonra bir temizlik görevlisi verdiği ifadede, Alparslan Arslan’ın keşif yaptığı sırada bina içerisindeki kapılardan birini zorladığını, “ne aradığını” sorduğunda ise “Avukat olduğunu bir dava takip ettiğini” söylediğini ve hemen aşağıya doğru yöneldiğini, şüphelenerek durumu güvenliğe bildirdiğini anlattı. Temizlikçi uyarmıştı ama Alparslan elini kolunu sallayarak çıkıp gitmişti. Bu fark edilme kritikti. Hemen önlem alındı harddiskler sökülüp götürüldü. Bozuk denen harddiskteki görüntüler geri getirilemez şekilde silindi. Bununla da kalınmadı, herhangi bir terslik olmasın diye yeni bir harddisk de takılmayarak Danıştay emin ellere (!) emanet edildi. Sonraki sabah Türkiye kaosa uyandı.</p>
<p><strong>ARSLAN NEDEN TEK BAŞINAYDI</strong></p>
<p>• Alparslan Arslan eylemden bir gün önce kendisini yarı yolda bırakan Osman Yıldırım’la 16 Mayıs akşamı bir petrol istasyonunda buluştu. Para ve eylemin riski yüzünden tartıştılar. İpler o akşam koptu. Tek başına da olsa bu işi bitirmeliydi. Üstlerinden oldukça emindi, her şey ayarlanmıştı. Kesinlikle yakalanmayacaktı. Talimat ve verilen söz bu şekildeydi. Kameralar kayıtta değildi. Kaçış yolu açık ve oldukça kolaydı. Bırakılan izlerden operasyon “dinci saldırı” ekseninde ilerleyecek, Alparslan da bu arada uygun zamanda bir kahraman olarak dönmek üzere yurtdışına çıkmış, ya da polisin bulma ve arama imkanı olmayan bir deliğe girmiş olacaktı.</p>
<p><strong>Polis Arslan’ı nasıl yakaladı</strong></p>
<p>• Katil Alparslan Arslan, 17 Mayıs sabah saatlerinde hain eylemini gerçekleştirdi. Danıştay’ın ana kapısından giren eylemci, diğer bloğun arka kapısından kaçmayı planlıyordu. Kapısından Avukat kimliğini göstererek girdi. 2. Daire Başkanlığı’nın bulunduğu kata çıktı ve Başkanlığın kapısını açmaya çalıştı ancak kilitli olduğunu görünce, karşıdan gelen çaycıyı takip edip 2. Daire’nin toplantı odasına girdi. İçerde 6-7 kişinin oturduğunu gördü. Danıştay 2. Dairesi başkan ve üyelerini teşhis etmeye çalıştı, evrak çantasındaki tabancayı çıkarak ilk önce Başkan Mustafa Birden’e bir el ateş etti. Daha sonra seçtiği hedeflerin göğüs ve kafa bölgelerini nişan alarak seri biçimde kurşun yağdırdı. Arkasından gelmesinler diye sekreter odasının tavanına da bir el daha ateş etti ve 2. Daire’yi terketti.</p>
<p><strong>&#8220;2. DAİREDE OLAY VAR, BURASI KARIŞTI&#8221;</strong></p>
<p>Bulunduğu bloğun merdivenlerinden hızla aşağıya indi. İki bloğu birbirine bağlayan tüp geçide yöneldi. Arka kapı açık olarak kendisini bekliyordu. Bu sırada müracaattın telefonu çaldı. Panik haldeki ses “2. Dairede olay var, burası karıştı” diyebildi. Müracaat görevlisi, polis memurlarına seslenerek “2. Dairede olay var” dedi. Polislerden Şenol Altan, hızla tüp geçide yöneldi, diğeri yerinde kaldı. İkisi de cinayetten habersizdi ve dava görüşmelerinde her zaman yaşanan tartışmalardan biri diye düşündüler.</p>
<p><strong>ÖNCE GÜLÜMSEDİ SONRA SİLAH ÇEKTİ</strong></p>
<p>Alparslan Arslan tesadüf eseri kendisinin yanından geçen polise gülümsedi ve yoluna devam etti. Ancak polis Arslan birkaç adım geçtikten sonra tedirgin ve telaşlı hareketleri, terli halinden şüphelenerek kim olduğunu sordu. Arslan, avukat olduğunu söyleyerek yoluna devam ederken, şüphesi artan polis, Arslan’dan kimliğini istedi. Telaşlanan Arslan kimliğini çıkarır gibi yaparak çantasından silahını çıkardı. Polis ani bir refleksle tabancaya sarıldı. Namlu yön değiştirdi, silah ateş aldı.</p>
<p><strong>ALPARSLAN HİKAYE ANLATMAYA BAŞLADI</strong></p>
<p>Amansız bir boğuşma başladı. Polis daha iriydi. Silah sesini duyan diğer polis de tüp geçide koştu. Alparslan etkisiz hale gelmiş, kelepçelenmişti ama polisler hala kimi, neden yakaladıklarını, neden ateş ettiğini bilmiyordu. Arslan’ı güvenlik odasına götürdüler. Neden ateş ettiğini sordular. Arslan, polislerin olaydan haberleri olmadığını anladı. Arslan polise ateş neden ateş ettiğini anlatırken, “Avukat olduğunu söylemesine rağmen kimlik sormasına kızdığını” söylüyordu. Polislerle arasında laf dalaşı başladı.</p>
<p><strong>Polisin katili yakaladığını anladığı an!</strong></p>
<p>Yukarısı kan gölüydü. Polis kısa süre sonra binayı ablukaya aldı. TEM polisleri, olay yerindeki ilk incelemenin ardından güvenlik odasına inip Alparslan Arslan’ı teşhis ettiklerinde, Arslan’ı yakalayan iki polis, yakaladıkları şahsın silahlı saldırgan olduğunu ancak farkedebildi. Katilin silahında hala 4 mermi ve çantasında dolu 2 şarjör vardı. Bir polis memuru tesadüf eseri demokrasiyi ipten almıştı. Polis Şenol Altan, şüphelenmeseydi ve Arslan kaçıp gitseydi? Arkasında bıraktığı iyi kurgulanmış izler Türkiye’yi nereye götürecekti?</p>
<p><strong>Plan nasıl kurgulandı?</strong></p>
<p>5 Mayıs 2006: Alparslan Arslan, Tekin Irşi, Erhan Timuroğlu ve Osman Yıldırım’la beraber Cumhuriyet gazetesine el bombası attı.</p>
<p>10 Mayıs: Alparslan Arslan, Tekin Irşi, İsmail Sağır Cumhuriyet Gazetesi’ne tekrar el bombası attı.</p>
<p>11 Mayıs: Alparslan Arslan, İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu Cumhuriyet Gazetesine 3. kez el bombası attı.</p>
<p>11 Mayıs: Danıştay’daki güvenlik kameralarının görüntülerini kaydeden OYAK Güvenlik’e ait harddiskler arızalandığı gerekçesiyle değiştirildi.</p>
<p>16 Mayıs: Alparslan Arslan Danıştay’a gelip keşif yaptı.</p>
<p>16 Mayıs: Danıştay’daki harddiskler yeniden arzalandı ve harddisk sökülüp götürüldü ve kameralar devre dışı kaldı.</p>
<p>17 Mayıs: Alparslan Arslan Danıştay 2. Dairesi’ni bastı. Üye hakim Mustafa Yücel Özbilgin şehit oldu, 4 hakim yaralandı. Arslan saldırı esnasında  tekbir getirdi.</p>
<p>17 Mayıs: Arslan kapıdan çıkarken koruma polisi Şenol Aytan’ı da şehit etti ve kaçtı.</p>
<p>17 Mayıs: Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan “Arslan’ın saldırı esnasında tekbir getirdiğini ve saldırıyı Danıştay 2. Dairenin başörtüsü kararı nedeniyle gerçekleştirdiğini söylediğini” açıkladı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer benzer biçimde saldırıyı rejime yönelik olarak niteledi. CHP Lideri Deniz Baykal başta olmak üzere muhalefet partileri iktidar partisini saldırıya zemin hazırlamakla suçladılar.</p>
<p>17 Mayıs: CNNTÜRK, STAR TV, KANAL D ve NTV yayın gruplarında, saldırının türban kararı nedeniyle gerçekleştirilği ve bu durumun son dönemdeki irticai faaliyetlerin bir sonucu olduğunu anlatan yayınlar yapıldı. AK Parti hükümetini basiretsizlikle ve saldırılara çanak tutmakla suçladılar.</p>
<p>18 Mayıs: Hürriyet: İkinci MENEMEN olayı&#8230; Ertuğrul Özkök: Cumhuriyet’in 11 Eylül’ü</p>
<p>18 Mayıs: CAN Dündar’ın yazısı: “Danıştay Başkanı’nın uyarılarına dudak büken Başbakan ERDOĞAN sorumluların en başındadır.”</p>
<p>18 Mayıs: Güvenlik kamerası olmadığı için Arslan, eşgal bilgilerinden tespit edildi. Telefon numarasına ulaşıldı. Arslan’ın İran’a kaçtığı iddia edildi.</p>
<p>18 Mayıs: Mustafa Yücel Özbilgin’in cenazesinde AK Partili bakanlar saldırıya uğradı.</p>
<p>19 Mayıs: Cumhurbaşkanı Sezer yaptığı açıklamada saldırının laik düzene karşı işlenmiş olduğunu iddia etti.</p>
<p>20 Mayıs: Arslan’ın irtibatlarından yola çıkılarak Osman Yıldırım, Süleyman Esen, Salih Kunter, Kemalletin Gülen, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Tekin Irşi yakalandı.</p>
<p>21 Mayıs: Arkadaki izler olayın bir irticai saldırı olduğunu kanıtladı.</p>
<p>22 Mayıs ve sonrası: Tüm kentlerde rektörlerin, bürokratların, hâkimlerin, sanat, siyaset ve spor camiasının önde gelen isimlerinin de katıldığı geniş katılımlı irticayı protesto mitingleri düzenlendi.</p>
<p>25 Mayıs: Bir gösteride bir meczup göstericilerin üzerine tekbir getirerek ateş açtı. Saldırıda  hayatını kaybedenler oldu. Vatandaşlar laik-antilaik olarak kutuplaştı. Gösteriler tüm yurda yayıldı.</p>
<p>17 Haziran: Gösterilerin ve sokak kargaşalarının önüne geçilemeyince belli bölgelerde sıkıyönetim ilan edildi. Tehlikeli tırmanış ve provokasyonlar engellenemeyince Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu. Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç müebbet hapse mahkûm oldu.</p>
<p>25 Haziran: Alparslan Arslan’ın İran’a kaçmadığı anlaşıldı. Bulunduğu Avrupa ülkesinden yurda döndü. Dönüşünden sadece dar bir kesimin haberi oldu. Tıpkı Abdullah Çatlı gibi yeni bir kimlikle Derin Yapı’nın muteber adamı olarak refah içinde hayatını sürdürdü.</p>
<p>29 Şubat 2010: Milli Güvenlik Konseyi, “kişi başı milli gelirin 3.000 Dolar’ın altına düşmesi ve  ekonomik krizin tüm yurdu etkisi altına alması üzerine ve de demokrat - muhafazakar kesimin yeterince sindiğine” karar getirerek yönetimi kontrollü bir şeklide sivillere bırakma kararı aldı. AK Parti’nin 7 yılda yaptığı düzenlemeler iptal edildi. Avrupa Birliği üyeliğinden vazgeçilirken, ülke Avrasyacı bir yapıyla Rusya’ya yaklaştı.</p>
<p>Yukarıdaki olay 2006 Türkiyesi’nde yaşandı. Açık fontlu yazılar gerçekleşti. Koyu (bold) yazılar bir planın parçalarıydı. Eğer Arslan kana buladığı Danıştay binasından kaçabilseydi, koyu yazılı kısımlar planın birer parçası olarak gerçekleşecekti.</p>
<p>Arslan aylarca ardında profesyonel izler bıraktı</p>
<p>Önce; Küçük,Tekin ve Görüm’le iletişimini kesti. Sonra özellikle iz bırakarak dindar bilinen insanlarla irtibatına hız verdi. Yönlendiricileri de bir yandan ‘irticai’ delil ve izler hazırladı<br />
istemi sarsacak saldırı uzunca bir süre tüm ayrıntılarıyla planlanmıştı. Nerede ve nasıl olacağı belli değildi ancak niteliği netti. AK Parti hükümetinden kurtulmak için büyük bir laik, anti-laik kavgası çıkmalıydı. Bu amaçla Alparslan Arslan son dönemde özellikle adres bırakacak şekilde dindar bilinen kişilerle irtibatlarına hız vermiş, emir aldığı bazı kişilerle de irtibatına bilinçli olarak son vermişti. Veli Küçük ile görüşen, Muzaffer Tekin’in şirketinin avukatı olan, VKGB’ci İmam lakaplı Hüseyin Görüm ile birlikte çek senet tahsilatı yapan ve Sedat Peker’in hukuk bürosunda çalışan Alparslan Arslan, geride herkesi eylem ile darbe arasındaki kısa süre içinde oyalayarak yanıltacak adresler bırakmalıydı.</p>
<p><strong>BEKLENEN FIRSAT!</strong></p>
<p>9 Şubat 2006’da da Danıştay 2. Dairesi, bir öğretmenin okul yolunda bile başörtüsü takamayacağına dair karar alınca, Arslan ve ekibinin beklediği gün doğmuş oldu. Kullanacakları provokasyon malzemesi buydu. Alparslan Arslan saldırıdan sonra kaçacağına emin olduğu gibi, polisin kendi telefonu ve arkadaşları üzerinden bir çalışma yürüteceğinden de emindi. Bu yüzden arkada adres bırakmalıydı. Saldırıda Arslan’la birlikte olacak ekibin, Arslan’ın üstleri olan Muzaffer Tekin gibi tiplerle irtibatı yoktu. Dolayısıyla adres Osman Yıldırım ve ekibi ile Alparslan’ın görüştüğü diğer kişiler olacaktı.</p>
<p><strong>KENDİSİ FİRARİ İZLERİ SABİT!</strong></p>
<p>Geriye dönük telefon trafiği önemli bir noktaydı. Uzun süre önce Kasım 2005’te düğmeye basıldı. Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin’le irtibatını keserek alternatif yollarla görüşmeye başladı. Adres bırakacağı kişilerle irtibatını ise resmi olarak görülecek biçimde kurmaya başladı. Peki kimdi bu Arslan’ın özellikle irtibatlı olmaya çalıştığı kişiler:</p>
<p>• Arslan’ın Marmara Hukuk’tan arkadaşı Süleyman Esen</p>
<p>• Avukatlık sebebiyle ilişkilerini geliştirdiği Kemalettin Gülen</p>
<p>• Ve son süreçte yanına sıkça gitmeye özen gösterdiği 80 yaşında zor yürüyen kendi halinde yaşlı bir emekli vaiz olan Salih Kunter.</p>
<p>Plana göre Arslan firari olacaktı ama arkadan bıraktığı izler bu isimleri gösterecekti. Saldırının amacının başörtüsü olarak gösterileceği de düşünülürse, yukarıdaki isimlerin olağan şüpheli ilan edilmesi hiç de zor olmayacaktı. Hemen devreye sokulacak kritik açıklamalar ve medya desteğiyle olay bir irticai suikast olacak ve bu durum üzerinden hükümet istifaya zorlanacak ya da darbeye zemin hazırlanacaktı.</p>
<p><strong>İşte hazırlanan izler</strong></p>
<p>• Başörtüsü yasağını protesto için saldırı yaptığını söyleyip saldırı esnasında tekbir getirmesi.</p>
<p>• Danıştay binası önündeki arabasında bulunan “İşte O Üyeler” başlıklı Vakit gazetesi kupürü.</p>
<p>• Saldırıdan bir gün sonra televizyonlarda yayınlatılacak Arslan’ın Diyarbakır’da Hizbullah’ın mitinginden alınan ve Arslan’a benzeyen ama Arslan olmayan kişinin videosu.</p>
<p>• Yine saldırıdan bir gün sonra gazetelere servis edilecek “Alparslan Arslan’ın İran’da Hizbullah’tan eğitim aldığı” bilgisi.</p>
<p>• Yaşlı bir vaiz olan Salih Kunter ve çevresindeki birkaç ülkücü muhafazakar gençle olan teması.</p>
<p>• Fethullah Gülen’in yeğeni Kemalettin Gülen, muhafazakar ve ülkücü biri olarak bilinen Süleyman Esen ve Salih Kunter’le kurulmuş kasıtlı telefon irtibatları.</p>
<p>• Salih Kunter’in evine zulalanmış, ancak bir aramayla bulunabilecek ‘Arslan’ ismini taşıyan alışveriş fişleri.</p>
<p>• Cumhuriyet sadırılarının ardından olaydan haberi olmayan ülkücü ve muhafazakar Esen’i kasıtlı telefonla araması. Danıştay saldırısı sabahı yine arkadaşları muhafazakar ülkücü Süleyman Esen ve Hilmi Öztürk’e telefon açması.</p>
<p><strong>İfadeler kurulan tezgahı gösteriyor</strong></p>
<p>Plan beklenildiği şekilde sonuçlanmayıp Alparslan Arslan yakalanınca, yine de ekip “dinci saldırı” teorisi üzerine hareket etti. Mahkemede verilen ifadeler, iddianamenin bu yönde hazırlanması için her türlü itirafı içeriyordu. Arslan, kendisi kaçtıktan sonra polisi “irticacı çete”ye götürecek daha önce iz bırakıp kurguladıkları uydurma deliller silsilesini ifadelerinde tek tek sıralıyordu. Muzaffer Tekin’in iki dava birleştikten sonra Ergenekon Mahkemesi’nde verdiği ifadeler de karanlık çetenin tüm bağlantılarının yavaş yavaş deşifre olmasına rağmen hale “şeriatçı saldırı” tezini savunmaya devam ettiğini gösteriyordu.</p>
<p><strong>ARSLAN SENARYOYU OYNUYOR</strong></p>
<p>İşte Arslan’ın mahkemede “tezgah” doğrultusundaki bazı ifadeleri:</p>
<p>• “Kemalettin Gülen, Fethullah Gülen’in yeğenidir. Türban kararını Gülen’le paylaştım. Gülen ise üzerine düşen her türlü yardımı yapacağını söyledi” ifadesi. Mahkeme Başkanının “Nasıl bir yardım” sorusuna Arslan’ın “Getirin kendisine sorun” cevabı vermesi.</p>
<p>• “Genelkurmay şeriatın önüne geçmeye çalışmasın. Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve imanlı kişilerden şeriatı ilan etmelerini istiyorum. Yoksa kan dökülür. Eylemi şeyhimin emirleri doğrultusunda yaptım” ifadesi.</p>
<p>• Salih Kunter’in derslerine Süleyman Esen ile katıldığını, el bombalarını Esen’in asker olan abisinden 2 milyara aldığını iddia etmesi.</p>
<p>• “Davanın VKGB’ye yönelik ‘Girdap’ operasyonuyla, vatanseverler, ulusalcılar ve derin devletle herhangi bir alakası yoktur” sözleri.</p>
<p>• “Yakalanmasaydım, Aydın Doğan ve Koç Grubu’na, Şener Eruygur’a, bankalara saldıracaktım. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i öldürecektim” demesi.</p>
<p>• “Fethullah Gülen’e saygı ve sevgilerimi bildiriyorum. Onu kırdım ve üzdüysem özür dilerim. Bu olayın Ayhan Parlak, Veli Küçük ve Muzaffer Tekin ile uzaktan yakından alakası yoktur” göndermeleri.</p>
<p>• “Yaptığım Müslümanlara yapıan zulme meşru müdafaadır” iddiası.</p>
<p><strong>TEKİN ONA DESTEK VERİYOR</strong></p>
<p>Muzaffer Tekin’in mahkemede verdiği ifadesi de saldırıyı Alparslan Arslan’la birlikte planladıklarının ispatı niteliğinde. İşte o savunma:</p>
<p>• “Alparslan’ın ifadeleri tüm gerçekleri ortaya koyuyor, savcılar bu ifadeleri dikkate almayarak konuyu saptırıyor.</p>
<p>• Alparslan’ın yaptığı eylemler Salih Kunter’in yönlendirmeleri ile olmuştur, çünkü aralarında şeyh mürit ilişkisi vardır. Danıştay saldırısından önce hemen her gün Kunter’in evinde bulunmuşlardır.</p>
<p>• Bu da planın Kunter’in dergâhında müritlerince yapıldığını açıkça ortaya çıkarmaktadır.</p>
<p>• Savcıların bütün gayesi Danıştay cinayeti ile tarikat bağlantısını keserek vatansever insanlar ile ilişkisi olduğunu göstermektir.</p>
<p>• Alparslan’ın Fethullah Gülen’e yaptığı sevgi ve saygı gösterileri kimlerle bağlantı olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>• Alparslan’ın, Süleyman Esen’le birlikte tarikat ilişkileri, Salih Kunter’le yapılan ayin ve sohbet toplantıları, görmezlikten gelinmektedir.</p>
<p>‘Gönüllü avukatlar’ ve ‘para’ devreye girdi</p>
<p>• Alparslan Arslan ve Muzaffer Tekin’in ifadelerine rağmen kamuoyu yığınla delil karşısında saldırının “din eksenli” olduğuna ikna olmuyordu. Bu sırada “tanıdık” avukatlar gönüllü olmaya başladı. Resmi kayıtlar için para trafiği de devreye girdi. İslami Hareket davası sanığı İrfan Çağrıcı’nın, El-Kaide mensuplarının ve Fadime Şahin’le yakalanan Aczmendi Şeyhi Müslüm Gündüz’ün de avukatlığını yapan Abdurrahman Sarıoğlu, ilahi bir mesaj almış gibi, avukatlıktan uzaklaştırılmasına ve herhangi bir resmi sıfatı bulunmamasına rağmen Arslan’la ilişkiye geçti. Arslan da Sarıoğlu’nu hızla babası ile irtibata geçirdi.</p>
<p>İlişkinin gözle görünür hale gelmesi için Abdurrahman Sarıoğlu, cezaevindeki Arslan’ın hesabına para yatırdı ve bazı yönlendirmelerde bulundu. Basında Arslan’ın koğuşunun yandığı haberleri ile ilgili olarak Sarıoğlu’nun “Fethullah Gülen ve bazı AKP yöneticilerinin Alparslan’ı öldürmek gibi bir niyetleri varsa bunu deşifre ettiğini“ söylemesi, Gülen’e saygılarına ileten Arslan’ın ifadeleriyle örtüşmediği gibi yangını kendine deli süsü vermek için çıkartan Arslan’ı da aklamaya yetmedi. Sarıoğlu’nun “Alparslan’a çok ağır ceza çıkarsa o zaman Müslümanlar ve Kürtler canlı bomba olurlar” sözleri ayrıca incelemeye değer.</p>
<p>Kunter anlatıyor</p>
<p>Alparslan Arslan’ın “Şeyhim” dediği ve “Saldırı emrini o verdi” iddiasında bulunduğu Salih Kunter, Ankara 11. Ağır Ceza’da, verdiği ifadeler de cinayeti dindarların üzerine yıkma senaryosunun ustalıkla işlendiğini gösteriyordu. Kunter’in anlattıklarını güvenilir bulan mahkeme, hakkında “beraat” kararı verdi.</p>
<p><strong>ŞEYHİNE TUZAK ZİYARETLERİ</strong></p>
<p>Kunter ifadesinde şunları anlattı: “Danıştay eyleminden birkaç gün önce Alparslan yanıma geldi, yere oturdu ve bana ‘Ankara’ya gideceğim’ dedi. Ben de kendisine ne yapacağını sordum, cevap vermedi. Ertesi gün yine aynı saatlerde geldi. Bana ‘Benim ismim ne’ dedi. Ben de ‘Ne demek istiyorsun, bilmiyor musun ismini’ dedim, yine cevap vermedi. Ben de arkadaşlarına ‘Bunun aklında bir şey var buna sahip çıkın’ dedim. Ondan sonra gitmiş Danıştay olayını yapmış.”</p>
<p>Babası İdris Arslan’ı Kunter’e yönlendirdi</p>
<p>Cezaevine ziyaret için gelen babası ve ailesini ısrarla Salih Kunter ve tanıdık avukatlara yönlendiren Alparslan, diğer sanıkların hesabına küçük miktarlarda da olsa para yatırması için babasını sıkıştırdı ve tavırları ile ailesini buna mecbur bıraktı. Arslan bununla da yetinmeyecek, yurtdışında eylemin kimler tarafından yapıldığının daha iyi anlaşılabilmesi için, babasını El Kaide militanı Lui Sakka’nın avukatı İlhami Sayan’a yönlendirdi. Köşeye sıkışan katil, bir evlada yakışmayacak şekilde babası İdrisArslan’ı Ergenekon’un kucağına itiyor ve ikinci evreye giriliyordu.</p>
<p>Babada değişim cezaevi görüşmesiyle başladı</p>
<p>İlk günler ‘saldırı türban için olamaz’ diyenBaba Arslan, oğlunun baskıları ve örgütle teması sonrasında ‘saldırı türban için yapıldı’ diyordu<br />
Alparslan Arslan’ın arkasında bırakacağı izler önceden iyi kurgulanmıştı. Takip bu izlerden ilerleyecek ve ortaya şeriatçı bir saldırı çıkacaktı. Yakalanınca bu izlerin çoğu çöktü, yeni izler oluşturmak gerekiyordu. Katil savcılık ve mahkemedeki ifadeleriyle bunu sağlamaya çalışıyor ancak kamuoyu bir türlü ikna edilemiyordu. Son hamle, oğlunu kurtarma duyguları içinde çırpınan Baba İdris Arslan işin içine çekildi. Elazığ’da yaşayan İdris Arslan, Danıştay saldırısının hemen ardından Ankara’ya geldi.</p>
<p>İLK TEPKİ ‘NASIL KIYDIN OĞLUM’ OLDU</p>
<p>Saldırının gerçekleştiği 17 Mayıs 2006 günü Doğan Haber Ajansı muhabirine konuşan İdris Arslan ilk açıklamalarında; “şaşkınlık içinde olduğunu, oğlunun devletine, milletine bağlı, aşırıya kaçmayan biri olduğunu” söylüyordu. İdris Arslan, Alparslan’ın ABD’nin Irak’ta yaptıklarına karşı olduğu ve bunlardan etkilenmiş olabileceğini de anlattı. Aklına gelen tek ihtimal buydu. 19 Mayıs 2006 günü oğlu ile görüşen Aslan’ın “Bunu nasıl yaptın, nasıl kıydın bu insanlara” dediği ortaya çıkıyordu.</p>
<p><strong>EMNİYETTEKİ İLK RESMİ İFADESİ</strong></p>
<p>İdris Arslan, 20 Mayıs 2006 günü Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne saldırı ile ilgili ifade vermek istediğini beyan etti. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesinde;</p>
<p>• Alparslan Arslan’ın yakın arkadaşı Avukat Teoman Ekşioğlu’nun olaydan sonra kendisini arayıp, “Alparslan’ın 4-5 aydır Ulusal Haber ve VKGB ile irtibatlı olduğu, Adana, Mersin ve İstanbul’da bu derneğin toplantılarına beraber katıldıkları, Veli Küçük ve Muzaffer Tekin’le bu dernek vasıtası ile tanıştıklarınısöylediğini” anlattı.</p>
<p>• Oğlunun bu eylemi başörtüsü için yaptığına inanmadığını, çünkü kendi kızlarının da başlarının açık olduğunu anlattı.</p>
<p><strong>ALPARSLAN BABASINI ÖRGÜTE İTİYOR</strong></p>
<p>Olanları anlamaya çalışan ve oğlunu kurtarmak için çırpınan İdris Aslan’ın emniyletteki ilk ifadesinin ardından cezaevi görüşmeleri başladı. Eş zamanlı olarak da Baba Arslan’ın ifadelerde bariz değişiklikler ortaya çıktı. Köşk seçimleri öncesi en geç Nisan 2007’de darbe olacağına kesin inancı olan Alparslan Aslan, sorgu sırasında kurtarılacağına kesin inancını ifade ediyordu. Aslan, cezaevi görüşmelerinde babasını da inandırdı. Darbe gelecekti, Alparslan kurtulacaktı, tek yapması gereken tezi güçlendirmek için söylenen irtibatları kurmaktı. Alparslan bu dönemde, saldırının adresi olarak Salih Kurter’i göstermek amacıyla babasını kullanmaya çalıştı.</p>
<p><strong>Üretilen en hassas ‘irtica’ delili</strong></p>
<p>Aylar boyu arkasında profesyonelce iz bırakan AlparslanArslan, MuzafferTekin’le telefon irtibatını kestikten 4 gün sonraya ait babası İdris Arslan’ın ismi olan alışveriş fişini SalihKunter’in evine sakladı</p>
<p>• Hain saldırının ‘dindar’ kesime yıkılması için profesyonel ellerce oldukça hassas deliller aylar öncesinden hazırlandı. Bunlardan biri Carrefour’dan alınmış bir alışveriş fişiydi. Bu ayrıntı Anslan’ın ‘şeyhim’ dediği Salih Kurter’in evinde yapılan aramada ortaya çıktı. Aramada İdris Arslan adına düzenlenmiş bir alışveriş fişi (Carrefour’dan alınmış) bulundu. Fişin üzerindeki tarih ilginç olarak 2 Aralık 2005’i gösteriyordu. Bu Arslan’ın Ergenekon tutuklusu Muzaffer Tekin ile telefon irtibatını kasıtlı olarak kestiği dönemden kısa bir süre sonrasıydı.</p>
<p><strong>KÜÇÜK AMA USTACA ÜRETİLMİŞ BİR DELİL</strong></p>
<p>Yine Salih Kurter ile tanışması da bu dönem gerçekleşti. Yani planın uygulamaya başlandığı dönem olan 2005 Kasım’ının ortası. Arslan, yeni tanıştığı Hoca’nın evine, üzerinde babasının adı bulunan bir fiş bıraktı. Fiş kimsenin göremeyeceği gözden uzak bir yerde kaldı. Ta ki polislerin evi didik didik ettiği aramaya kadar. Zulalanan fişin, Salih Hoca ve Alparslan’ın ilişkisine delil olması amaçlanıyordu. Küçük ama ustaca üretilmiş bir delildi.</p>
<p><strong>ESKİ ARKADAŞLARI İLE TÜM İRTİBATINI KOPARDI</strong></p>
<p>Alparslan’ın, Muzaffer Tekin ile son telefon görüşmelerinde, yanında İbrahim Cingi (MHP İstanbul İl Yönetim Üyesi, Hüseyin Görüm’ün tanışığı) bunuyordu. Tekin’in ofisine Cingi ile birlikte gidiyorlardı. Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin ile telefon irtibatını kesip Salih Kurter’in evine fişi koyduğu güne kadar hemen her gün İbrahim Cingi ile birlikte iken Cingi ile de fişin üzerindeki tarihten 4 gün sonra telefon ilişkisini kesti.</p>
<p><strong>Ergenekon sanığının Arslan albümü var</strong></p>
<p>Alparslan Arslan’ın bırakacağı izler için geçmişinden fotoğraflar da alınmış ve medyaya servis edilmek üzere hazırlanmıştı. Ergenekon İddianamesi’nde “örgütün medya departmanında görevli” olarak geçen Emcet Olcaytu, Arslan’ın fotoğraflarını depo etmişti. Fotoğraflarda Arslan’ın türban hassasiyetinin vurgulanabilmesi için özel seçilmiş kareler vardı. Bunlardan biri de Arslan’ın annesiyle çektirdiği kareydi. Bu fotoğraflar birer iz olarak medyaya servis edilecekti.</p>
<p><strong>Çelişkiden propaganda evresine geçiş</strong></p>
<p>Ardından İdris Arslan 21 Şubat 2008’de, Ergenekon sanıklarına verdiği destekle dikkatleri üzerine çeken İBDA-C’nin yayın organı Baran dergisine ‘İslamcı Basın Samimi Değil’ başlıklı bir röportaj verdi. Baran Dergisi, Ergenekon sanıklarına verdiği destekle ve çeşitli Ergenekon sanıkları ile yaptığı röportajlarla gündeme gelen ilginç bir dergi. Röportajda Arslan “Saldırıdan sonra ilk anda hangi sebeple yapıldığını bilmediği için bazı açıklamalarda bulunduğunu, ancak Cumhuriyet Gazetesine “başörtülü domuz karikatüründen” ötürü bomba atıldığını anlayınca kendisinde mücadele azmi oluştuğu ve milletin değerleri ile ilgili açıklamayı yaptığını, oğlunun kötü bir yolda olmadığını, karşılaştığı pek çok insanın kendisini tebrik ettiğini, muhafazakar medyanın olayı çarpıttığını” anlatıylordu. Baba Arslan’ın bu sözleri artık çelişkiden propagandaya geçtiği dönemin başlangıcı aynı zamanda. Oğlunu kurtarmak adına babalık duygusuyla hareket eden İdris Aslan, tam olarak plan doğrultusunda hareket gediyordu.</p>
<p>İlk çıkışı adliyede yaptı</p>
<p>Alparslan cezaevindeki görüşmesinde babasına “Mutlaka Salih Kurter hoca ile görüşeceksin” isteğini iletti. Oğlunun bu şekilde kurtulacağına inanan baba İdris Arslan da çaresiz oğlunun isteklerini yerine getirdi. İdris Arslan, oğlunun isteğiyle daha önce hiç teması olmayan tutuklu sanıklar İsmail Sağır, Tekin Irşi ve Erhan Timuroğlu’na değişik tarihlerde ve özellikle Danıştay Davası’nın duruşma tarihlerinden önce para yatırıyor ve bunu resmi kayıtlara da sokuyordu. Baba Arslan yine oğlunun baskı ve yönlendirmesiyle ‘irticai’ davaların tanınan avukatları Abdurrahman Sarıoğlu ve İlhami Sayan’la biraraya geldi. bunları da göstere göstere yaptı.</p>
<p><strong>ARSLAN’IN SÖYLEMLERİ DEĞİŞMEYE BAŞLIYOR</strong></p>
<p>11 Ağustos 2006’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek duruşma öncesi İdris Arslan gazetecilere ilginç bir açıklama yapıyor ve saldırının din adına yapıldığı yönünde sürdürülen haberler için gerekli malzemeyi de veriyordu; “Milletin hizmetinde olun, milletin değerlerine saygılı olun. Saygılı olmayana, milletin değerlerine hakaret edene bu millet gereken dersi verir.” Oğlunu kurtarma derdine düşen bir babanın isteyerek ya da istemeyerek Danıştay Baskını’nın arkasından bırakılmak istenen adrese katkı sözleri olarak bunlar da kayıtlara geçti.</p>
<p>‘Babasıyla gerekli görüşme yapıldı’</p>
<p>Süreçte Baba Arslan’ı etkileyen sadece oğlunun yönlendirmeleri değildi elbette. Çaresiz kalan Baba’ya örgüt de abluka kurmuştu. Durum savcılık tarafından delillendirildi. Ergenekon sanığı Hasan Ataman Yıldırım’dan ele geçirilen bir CD’de erg. xls”  isimli EXCEL dosyasında; soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerle halen duruşması devam eden sanıkların isimlerinin listelendiği ve bu şahıslarla ilgili mahkeme sürecinde takip edilecek eylem planlarına yer verildiği de görüldü. İlgili belgenin özel not sütununda; Alparslan Arslan’la ilgili ‘Babasıyla gerekli görüşmeler yapıldı.’ notu bulunmaktaydı.</p>
<p>İdris Arslan da gerçeği görüyor</p>
<p>Günler ilerledikçe Danıştay Baskını’nın ardındaki organizasyon çözülmeye ve kamuoyu tarafından öğrenilmeye başlıyordu. Süreç içinde aydınlananlardan biri de Arslan’ın babasıydı. Baba İdris Arslan bir süre sonra yönlendirmeyle gittiği bu yolun sonunun olmadığını ve oğlunu bu söylemlerle kurtarmayacağını fark etti ve inandığı doğruları 24 Ağustos 2009’da söylemeye başladı. Baba, oğlunun karanlık ekip tarafından nasıl bir kumpasa getirildiğinin farkına varmaya başlıyordu. Birinci Ergenekon davası ile Danıştay Saldırısı davasının birleştirilmesinin ardından, davanın 24 Ağustos 2009 tarihli duruşmasına baba İdris Arslan ve anne Hatice ve kızları Hilal de katıldı. Duruşmanın öğleden sonraki kısmına katılmayan İdris Arslan, gazetecilere “Alparslan’ın baskı altında olabileceğini, kendisine ilaç veriliyor olabileceğini, zihin yönlendirmesi yapılmış olabileceğini” söylüyordu. İdris Arslan, davanın soruşturulmayan bazı yönleri bulunduğunu ileri sürdüğünü, bunun için Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi heyetini Adalet Bakanlığına şikâyet ettiğini, heyetin de bunun üzerine soruşturma geçirdiğini söylüyordu. Baba Arslan’ın 2006 Mayıs’tan bu yana verdiği beyanatlarda belirgin zikzaklar olmasına rağmen ilk günlerde söyledikleri ile son söyledikleri arasındaki paralellik dikkatlerden kaçmıyordu.</p>
<p><strong>Tetikçi&#8217;nin İşçi Partili Sevgilisi konuştu</strong></p>
<p>Danıştay katili Arslan’ın İP üyesi eski sevgilisi Melek Öztaş, “Alparslan soğukkanlı ama saldırgan biriydi. Dinci değildi. Namaz kılmazdı” dedi<br />
• Alparslan Arslan’ın en son Cumhuriyet gazetesinde “türbanlı domuz” karikatürü yayınlandığı gün sabaha karşı 04.36’da telefonla görüştüğü kız arkadaşı Melek Öztaş, star’a konuştu. İşçi Partisi üyesi Öztaş “Alparslan dinci değildi, namaz kılmazdı” dedi.</p>
<p><strong>YEDİTEPE HUKUK BÜROSU’NDA TANIŞTIK</strong></p>
<p>Arslan’ın eski kız arkadaşı Melek Öztaş, ilişkisini doğrularken, Alparslan’la Yeditepe HukukBürosu’nda sekreterlik yaptığı dönemde tanıştıklarını söyledi. Birkaç ay bu büroda çalıştıktan sonra ayrıldığını söyleyen Melek Öztaş ile Arslan’ın arkadaşlıkları sonraki zamanlarda da devam etmiş.</p>
<p><strong>‘ÖZEL HAYAT’ DEDİ,KONUŞMAK İSTEMEDİ</strong></p>
<p>Gece yarılarına kadar süren telefon görüşmelerini “Kendisiyle arkadaşlık ilişkim vardı” şeklinde açıklayan Melek Öztaş, “bu ilişkinin duygusal bir ilişki olup olmadığı” yönündeki sorumuza “Bu konuda konuşmasam” demekle yetindi. 19 Nisan gecesi 04.36’da yaptıkları son görüşmenin “ayrılık” görüşmesi olup olmadığı sorusuna ise Öztaş “üzerinden uzun yıllar geçtiğini” söyleyerek cevap vermedi. Bunların özel konular olduğunun altını çizen Öztaş, telefonda konuşmak istemediğini ifade etti.</p>
<p><strong>DANIŞTAY’A SALDIRACAĞINI BİLMİYORDUM</strong></p>
<p>Alparslan Arslan’ı tarif ederken, “Dinci değildi, namaz da kılmazdı” diyen MelekÖztaş, Danıştay’a saldırı düzenleyeceğiyle ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını böyle bir hisse de kapılmadığını söyledi. Öztaş “Kendisi oldukça soğukkanlı birisiydi” dedi.</p>
<p><strong>ALPARSLAN’IN SALDIRGAN BİR YAPISI VARDI</strong></p>
<p>Alparslan’la tanıştıkları Yeditepe Hukuk Bürosu’na gelip gidenlerin “normal insanlar olmadığını” söyleyen Öztaş, Arslan’ın saldırgan bir yapısı olduğunu anlattı.</p>
<p><strong>O BÜRO İLGİNÇ BİR KESİŞME NOKTASI</strong></p>
<p>Arslan ve Melek Öztaş’ın tanıştıkları Yeditepe Hukuk Bürosu ilginç bir kesişme noktası. Alparslan Arslan ve Hüseyin Görüm’ün, bu büro üzerinden çek-senet tahsilatı yaptıkları iddianamelere girmişti.</p>
<p>En son sevgilisi Melek’le vedalaştı</p>
<p>• Alparslan Arslan, eski çevresiyle telefon irtibatını bıçak gibi kestiği dönemde, Ergenekon sanıklarından bazılarıyla iletişim kurmaya başlamıştı. O dönemde uzun telefon görüşmeleri yaptığı bir isim daha var. O da “kız arkadaşı” Melek Öztaş. Arslan’ın Öztaş’la son telefon görüşmesi 19 Nisan 2006 gece yarısı gerçekleşti. Arslan’ın kız arkadaşıyla telefon konuşması sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü. Sabah olduğunda Arslan’ın hareket noktasını oluşturacak olan “türbanlı domuz” karikatürü ise Cumhuriyet’te yayımlandı.</p>
<p><strong>GEÇMİŞİYLE SON BAĞIDA KOPARDI</strong></p>
<p>Bu karikatür, Alparslan Arslan’ın yaptığı ve “irtica” maskesi giydirmeye çalıştığı saldırıların ve savunmasının temelini teşkil etti. Karikatür 19 Nisan 2006 günü Cumhuriyet’te yayımlanırken Arslan, aynı günün sabahında 04.36’da sevdiğiyle vedalaşıyordu. O sabah, Arslan’ın yeni hayatına başladığı gündü. Geçmişiyle son bağını mecburen kopartmıştı.</p>
<p><strong>İP ÜYESİ, DALAN BURSU ALDI</strong></p>
<p>Arslan 0535 47&#8230;.. numaralı telefonu bir daha aramayacak, Melek’le de konuşmayacaktı. Plana bağlı kalmak önemliydi. “Elveda” dediği Melek Öztaş, İşçi Partisi üyesiydi. Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla sürdürülen operasyonun göbeğine oturan İşçi Partisi’nin Kadıköy İlçe Teşkilatı’na kayıtlıydı. İP’in oldukça aktif bir üyesi olan Melek Öztaş, aynı zamanda Ergenekon’un en kritik sanıklarından biri olan Bedrettin Dalan’dan da burs alarak okumuştu. Dalan Ergenekon sanıklarının ve örgütün bağlantı kurduğu isimlerin çocuklarına burs sağlamakla suçlanıyordu.</p>
<p><strong>Sıkı bir Aydınlık Dergisi takipçisi</strong></p>
<p>Sözde dinci örgütün taşeronu Alparslan Arslan’ın evinde ancak ayrıntılı bir arama sonucu bulunan özenle saklanmış ve satır satır okunmuş tam 6 adet Aydınlık Dergisi bulunmuştu. Arslan evinde özenle sakladığı Aydınlık dergilerinin bazı satırlarının altını çizerek okumuştu.</p>
<p>Senkronize hareketler bunlar</p>
<p>Arslan’ın firarı üzerine kurulan planda, ‘irticai’ bağlantılarını gösterecek kanıtlar da medyaya servis edilmek üzere hazırlanmıştı. Arslan yakalansa da hazır deliller bazı gazete ve TV’lere servis edilip yayınlatıldı</p>
<p>Alparslan Arslan’ın, Ergenekon ekibiyle direkt telefon irtibatını kestiği ve dindar insanlarla iz bırakacak temaslar kurmaya başladığı günler, yani operasyonun başladığı günlerde Türkiye, sertlik dozu yüksek bir kampanyayla tanışıyordu. Kampanya’nın adresi Cumhuriyet gazetesiydi. Gazete 2 Nisan 2006’da aniden dev bir kampanya başlattı. Alfabe tersten ve yeşil renkle yazılıyor, karanlık zemin üzerine “Tehlikenin farkında mısınız?” sloganı işleniyordu. Cumhuriyet’in kampanyası, medyada dalga dalga yayılıyor, farklı versiyonlarıyla sürekli bir tehlikenin gelmekte olduğu işleniyordu.</p>
<p><strong>POLİSTEN ÖNCE CUMHURİYET BİLDİ</strong></p>
<p>Cumhuriyet’e atılan bombalarla, “Haklı çıktık” propagandası devreye giriyor, Danıştay saldırısıyla da bu zirveye çıkartılıyordu. Cumhuriyet, daha saldırının yapıldığı günün ertesinde ortaya hiçbir bilgi çıkmamışken “Cumhuriyet’e atılan bombalarla Danıştay saldırısını gerçekleştirenin aynı el” bilgisini manşete taşıyordu. İlhan Selçuk daha açık yazıyor, “Dün Cumhuriyet gazetesine bombaları atan el ile bugün Danıştay’ı kurşunlayan tabancanın kabzasını tutan el birdir” diyordu.</p>
<p><strong>MEDYA AYAĞI EMRE AMADE</strong></p>
<p>Saldırı öncesinde medyaya servis edilecek bilgiler ve haberler de planlanmıştı. Alparslan Arslan’ın başörtülü annesiyle fotoğrafından, İran bağlantılı olduğuna yönelik sahte istihbarat raporlarına kadar her ayrıntı düşünülmüştü. Arslan, yakalanmasına rağmen bu paketlerden bazıları medyaya servis edildi.</p>
<p><strong>İlk çakma Alparslan haberleri</strong></p>
<p><img class="alignnone" src="http://external.ak.fbcdn.net/safe_image.php?d=13ce9d52c352d61e33da9ee855016547&amp;url=http%3A%2F%2F91.93.103.35%2Ficerik%2F100506-121413-p7k1.jpg" alt="" width="560" /></p>
<p>NTV televizyonu saldırıdan bir gün sonra 18 Mayıs günü Alparslan Arslan’a ait olduğunu iddia ettiği bazı görüntüler yayınladı. Görüntülerde Arslan’ın “dinci sicilinin” kabarık olduğu iddia ediliyordu. <a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4432607.asp?gid=0" target="_blank">Hürriyet&#8217;te göre ise &#8220;Allahın askeriyim&#8221; diyerek vurmuş.</a> Arslan’ın Marmara Üniversitesi’nde oruç tutmayan öğrencilere saldırdığı, Diyarbakır’da laiklik karşıtı gösteride bulunduğu ve Kadıköy Göztepe’ye cami yapılması eylemine katıldığı iddia ediliyor ve bu anlara ait görüntüler yayına konuluyordu. Ancak görüntülerdeki kişinin Arslan olmadığı çıplak gözle bile çok rahat anlaşılabiliyordu. Haberde, Vakit’in azmettirici olduğu imajını oturtmak için bir hikaye de uydurulmuştu. Göztepe Parkı’na cami yapılması tartışmaları sırasında bir grup vatandaşın Vakit gazetesi muhabirine tepki gösterdiği ve Alparslan Arslan’ın da Vakit muhabirini savunan grup içerisinde olduğu kesin bir dille anlatılıyordu. Oysa o fotoğraftaki kişi ne Arslan’a benziyordu ne de Arslan orada bulunmuştu. Ama Hürriyet’in profesyonel gözleri “Saldırıyı dinciler yaptı” propagandası doğrultusunda o fotoğrafa bakmamıştı bile. “Katil eylemde” başlığının altında NTV’nin haberi tekrarlanıyordu. Haberin içinde “Burası da Diyarbakır” başlığıyla ikinci bir fotoğrafa yer veriliyor, Arslan’ın saldırıdan yaklaşık bir ay önce Diyarbakır’da Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Mustazafder’in Kutlu Doğum Haftası gösterisine katıldığı belirtiliyordu. Ancak yine fotoğraftaki kişi Arslan’a benzemiyordu.</p>
<p>Can Dündar’a anında istihbarat geldi</p>
<p>• Katil yakalansa da yeni plan yapılıncaya kadar eski planın ilk aşamaları yayından fırlamış ok gibi kendiliğinden uygulamaya girdi. Baskının azmettiricisinin iktidar partisi olduğu ve asıl hedefin laik Cumhuriyet olduğu açıklamaları peş peşe geliyordu. Saldırı sonrası planlamasında Alparslan Arslan’ın İran bağlantılı olduğu ve İran’a kaçtığı bilgisinin yayılması temel noktalardan biriydi. Bilgi engellenemez hızla saldırının yapıldığı gün medyaya servis edildi. Milliyet gazetesinde Can Dündar, Arslan- İran bağlantısını kuruveriyordu. Dündar, askeri bir kaynaktan aldığını belirttiği istihbarat bilgisini ağdalı cümlelerle şöyle anlatıyordu: “1995-97 döneminde Bingöl emniyeti, Hizbullah tarafından İran’ın Kum kentine eğitime yollanmış bir kişiyi saptıyor. Adı: Alparslan Arslan&#8230;” Bilginin gerçekle uzak yakın ilgisi yoktu. Ama Can Dündar, eylemden saatler sonra bu bilgiye ulaşmayı başarmış (!) ve ertesi gün köşesine taşımıştı. Gerçek olmayan biçimde Arslan-İran bağlantısını kuran Dündar, lafı asıl getirmek istediği yere getiriyor ve AK Parti hükümetini devirmek için yapılan operasyonun temel cümlesini köşesine yerleştiriyordu. Milliyet ise o cümleyi birinci sayfasına anons olarak taşımıştı: “Danıştay Başkanı’nın uyarı konuşmasına dudak büken Erdoğan, sorumluların en başındadır.” Arslan’ın derin bağlantılarının ortaya çıktığı 3. gün bile Dündar çizgisinden taviz vermiyor ve eylemin tıpkı Danıştay’ı basarak hükümeti devirmek isteyenlerin planında olduğu gibi “Hükümet için sonun başlangıcı” olduğunu söylüyor ve yazısına bu başlığı atıyordu. Dündar devam eden günlerde darbe imasıyla yazılarını sürdürüyordu.</p>
<p>Danıştay komplosu kapatmaya ‘delil’ oldu</p>
<p><strong>BAŞARISIZ DANIŞTAYSALDIRISI PLANININ TEK BAŞARILI YÖNÜ</strong></p>
<p>Darbeye hazırlık için planlanan Danıştay saldırısı belki birçok yönden istenen amaca ulaşmamıştı ancakkapatma iddianamesinde en önemli irtica delili oldu</p>
<p>Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan’ın Ergenekon’la bağlantıları bir bir ortaya çıkıyor. Ancak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama süreci farklı biçimde ilerliyordu. Mahkeme, saldırının Ergenekon ayağını araştırma gereği duymuyordu. Bu süreçte saldırı Türkiye’nin en kritik davalarından birine; AK Parti’ye yönelik açılan kapatma davasına delil oluyordu. AK Parti’yi devirmeye yönelik Ergenekon eylemi, eksik soruşturma nedeniyle AK Parti aleyhine delil niteliği kazanıyordu.</p>
<p><strong>BAŞSAVCI KARARI VERDİ: KÖKTENDİNCİ</strong></p>
<p>Kapatma Davası dosyasında Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Başbakan Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin ileri gelenlerinin Danıştay’ın türban kararı nedeniyle yaptıkları eleştirel açıklamaları sıralıyor. Sonra sözü Vakit gazetesinde yayımlanan ve Arslan’ın aracına bıraktığı haberine getiriyordu. Ergenekon’un tetikçisi olduğu ortaya çıkan Arslan için yargılama bitmeden başsavcı kararını vermişti; “köktendinci”&#8230;</p>
<p><strong>ARSLAN’IN BIRAKTIĞI İZLER İDDİANAMEDE</strong></p>
<p>İddianamede o bölüm şöyleydi: “Başbakan ve milletvekillerinin beyanlarının ertesinde bir gazetede Danıştay kararını veren daire üyelerinin resimlerinin yayımlanmasından kısa bir süre sonra da 17 Mayıs 2006 günü Alparslan Arslan adındaki bir köktendinci Danıştay’ın 2. Dairesine müzakere sırasında silahlı saldırıda bulunmuş&#8230;.” Arslan’ın duruşma boyunca sarf ettiği iz bırakma sözlerini sıralayan başsavcı şunları yazıyordu: “Sanıkların son duruşmadaki bu sözleri bile eylemi hangi saiklerle yaptıklarını, laikliği savunanları ve laik Cumhuriyeti bekleyen tehlikeleri göstermeye yeterlidir.”</p>
<p><strong>UYDURULMUŞ DELİL ‘ODAK’ YAPTI</strong></p>
<p>Yargıtay Başsavcısı’nın yeterli gördüğü delili Yargıtay yeterli görmedi ve Danıştay davasını Ergenekon’la birleştirdi. Saldırının Ergenekon boyutu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarken, bir iktidar partisi uydurulmuş delillerle “odak olma” cezasına çarptırılıyordu. Ergenekon’un başarısız eyleminin tek başarılı yönü buydu&#8230;</p>
<p><strong>Harddisk istendi ama!</strong></p>
<p>Danıştay güvenlik kameralarının arızalı ya da arızasız harddisklerinin incelenmesi hayati öneme sahipti. Haddisklerin silindiği şeklindeki TÜBİTAK bilirkişi raporundan sonra OYAK Güvenlik, 25 Eylül 2009 tarihine kadar yani yaklaşık 3.5 yıl kendilerinden kamera kayıtlarını kimsenin istemediğini iddia etti. Ancak kamera kayıtlarının alınması için Ankara Emniyet Müdürlüğü Terör Şubesi’nin saldırının olduğu gün harekete geçtiği ortaya çıktı.</p>
<p><strong>GÖZALTI SÜRESİNDE GEÇTİ</strong></p>
<p>Polis aynı gün resmi yazıyla Danıştay Başkanlığı’ndan kamera kayıtlarını istedi. Ancak Danıştay, Emniyet’in yazısına 5 gün sonra cevap verdi. Gözaltı süresinin bitişi nedeniyle Emniyet, 3. gün bütün delilleri, şüphelileri ve dosyayı savcılık makamına devretti. Emniyet’in OYAK Güvenlik’ten kamera kayıtlarını resmen isteme yetkisi bu 3 günü kapsıyordu. Danıştay’dan bu sürenin sonunda gelen “Harddiskler bozulması nedeniyle OYAK Güvenlik tarafından söküldü. Şuan OYAT’ta” cevabı verince emniyet hiçbir işlem yapamadı.</p>
<p><strong>İSTANBUL’DAFARK EDİLDİ</strong></p>
<p>Savcılık ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi ise bu kayıtları OYAK’tan istemedi. Ankara’daki jet yargılama sonucunda Yargıtay, davayı bozup Ergenekon’la birleştirince, dosyadaki bu büyük eksiklik, Ergenekon Savcıları’nca fark edildi ve skandal ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Çikolata ve bal formülü üretti</strong></p>
<p>Avukat olan Alparslan Arslan’ın, yakalandıktan sonra yolun sonunun müebbet hapis olduğunu kestirmesi zor olmadı. Kurtuluşunun tek çaresinin oynayacağı iki rol olduğuna karar verdi. Ya irticacı numarasını sürdürüp darbe yaptıracak ya da “deli” raporuyla yırtacaktı.</p>
<p><strong>DELİ NUMARASINA SİNCAN’DA BAŞLADI</strong></p>
<p>Cezaevine girdiği ilk günlerinde çok zorluk çeken Arslan, bir dönem çırılçıplak yaşamaya çalıştı. İki defa odasını yakan Arslan, zaman zaman odasına dışkısını yaptı, saçlarını uzattı, elbiselerinin yıkanmasına izin vermedi ve pislik içinde yaşamaya başladı. Acayip sesler çıkartıp yan yan yürüyerek deli gibi davranan ve çıplak ayakla gezen Arslan hasta olmak için çaba gösterdi.</p>
<p><strong>NEDENÇİKOLATAVEBALTÜKETİYORDU?</strong></p>
<p>Bir ara devamlı penisini tutarak ve betonda yatarak böbrek sistemini bozmaya çalışan Arslan, tüm numaralarına rağmen hastaneye sevk alamayınca metabolizmasını tamamen bozacak yöntemlere yöneldi. Sürekli bal, helva, çikolata, pekmez tüketerek hızla kilo aldı. Sürekli takip gerektiren kronik bir hasta olmaya çalışıyordu.</p>
<p><strong>SON UMUDU BAKIRKÖY’DE SÖNDÜ</strong></p>
<p>Gardiyanlara “Müslüman mısın? Kılıcın var mı? Cihat Allah için, türban için, din için, cihat için harekete geçelim” diyerek hedef göstermeye devam eden Arslan sonunda kendini Bakırköy’lük yaptı. Ancak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi “Sağlıklı ve ‘simülasyon’ yapıyor” yani “Deli rolü oynuyor” raporu verdi.</p>
<p><strong>SİLİVRİ’DE BAKIŞLARIN DOZU DEĞİŞTİ</strong></p>
<p>Başarısız oldukça, Silivri duruşmalarında, Arslan’a nefret dolu bakışların dozu artıyordu. Yıllardır profesyonel operasyonlar yapan ama hiç açığa çıkmayan Ergenekon, bir avukatın başarısızlığıyla hukuk önünde büyük hesaplaşmayla karşı karşıyaydı artık.</p>
<p>Kaynak: Star Gazetesinden derlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.thisisablog.biz/danistay-saldirisinin-perde-arkasi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
